... onu diri diri gömüyorlardı. Bedenini bir çukura attıktan sonra üzerine kürek kürek gülücükle, sahte sevecenlikle örtüyorlardı. Artık profesyonel anlamda ölmüştü. Bunu biliyordu. Tıpkı bir rüya gibi, elinden hiçbir şey gelmeden kendi cenazesine eşlik ediyordu. Ne kadar bağırırsa tabutun içinde ve hala canlı olduğunu haykırsa da kimsenin sesini duyduğu yoktu. Zulüm gitgide uyanıkken gördüğü bir kabusa dönüşüyordu.
Roman geçmişle yüzleşmenin, hafıza ve gerçeğin zamanla nasıl değişebileceğini örneğini çizmiştir. Hikaye ilerledikçe karakterlerin yaşadıkları olayların tek bir doğruya sahip olmadığını görüyorsunuz.
Kitapta sisli, karanlık ve biraz tekinsiz atmosfer var. Bunu kitabın kapağında da görüyorsunuz zaten. Gerilim, psikolojik derinlik ve duygusal çözümlemelere fazla yer verilmiş.
Hükümenoğlu'nun dili akıcı ama basit değil, yer yer düşündüren, hatta durup sindirmeni isteyen tarzda. Betimlemeler güçlü, özellikle doğa ve iç dünya çok iyi aktarılıyor. Bu yüzden kitap hızlı okunuyor fakat etkisi yavaş yavaş oturuyor.
Kitabın en güçlü olduğu tema hafıza ve gerçeklik, geçmişin bugünü şekillendirmesi gibi kavramları başarılı işlemiş. İnsan psikolojisi ve travmalarını gerçeklik katarak yazmış.
Okurken merak duygum hep canlı kaldı ama her şey açık anlatılmadığı için belirsizlik sevmeyen bir okuyucu olduğum için sonu tatminsiz kaldı benim açımdan.
Keyifli okumalar...