Yan yana birkaç tabutta postallarını başlarının altına atmış, uyuyan erler...
Ne hissizlik!.. Her biri bilmem kaç ölünün yağını emmiş, kokusunu yutmuş tabutlara nasıl girilir ve uykunun rahatı nasıl orada aranır!
Yoksa şu tabuttekiler miydi ölmeden ölenler?.
Ne münasebet, diye geçirdi içinden; onlar ölü doğanlar, yaşamadan ölenler...
Bu zamanda kız evlat sahibi olmak büyük bela... Eve kapatamazsın, heybeye tıkamazsın, sokağa bırakamazsın, dışarının havasını alma, diyemezsin! Çaremiz ne, bilmem ki...