Aldığımız her karar mantıklı olacak diye bir şey yok.
Çok saçma biliyorum ama biraz da mantıklı saçma bir mantığı var da diyebiliriz
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Strese girdiğimde Diğerlerini de strese sokarım 😏 Denge önemli 😅 Gayet mantıklı bence 😎
Duygu ve Düşünce
Tasarım hatası..
“Kötü tasarıma benim favori örneğim gidip dönen gırtlak (laringeal) siniridir. Boğazda larinks adı verilen bir ses kutusu bulunur. Beyinden gelen ve gırtlak (laringeal) sinirleri denilen iki sinirle idare edilir. Bunlardan biri olan süperior laringeal mantıklı bir şekilde beyinden ses kutusuna doğrudan kablolanmıştır. Diğeri, yani gidip dönen laringeal delicedir. Beyinden boğaza gider, ses kutusunun yanından geçer (ki yolculuğunu tamamlaması gerektiği düşünülen yer burasıdır) ve göğüs kafesinin derinliklerine kadar iner. Orada kalbe bağlı ana arterlerden birinin etrafından dolaşır ve hızla boyna geri döner ve sonunda ses kutusunda sonlanır. Ama zaten yanından geçmiş olduğu bu kutuya çok önce girmiş olabilirdi. Zürafada bu oldukça dolambaçlı ve maceralı bir yolculuk demektir. Bir hayvanat bahçesinde talihsiz bir şekilde ölmüş bir zürafanın kesilip açıldığı bir televizyon programına konuk olarak katıldığımda çarpıcı biçimde bunu görmüştüm. Bir kez daha, bu bariz bir şekilde kötü tasarımdır fakat geçmişe bakarsanız son derece anlamlı gelir. Atalarımız balıktı. Balıkların boynu olmaz. Gidip dönen laringeal sinirinin balıklardaki eşdeğeri aslında gidip dönmüyordur. Solungaçlanın birine bağlıdır. Beyinden o solungaca giden en kestirme yol, balıklarda bizdeki o artere eşdeğer olan arterin arkasındadır. Kesinlikle dolambaçlı bir yol değildir. Tarihin ilerleyen kısımlarında, boyun uzamaya başladığında, bu sinir ufak bir dolambaç haline gelen yoldan geçmek zorunda kaldı. Nesiller ilerledikçe boyun gittikçe uzadı. Ve bu dolambaç da uzadıkça uzadı. Zürafaların atalarında bu dolambaç saçma derecede uzun hale geldiğinde bile, evrimsel değişimlerin işleme yolu yüzünden, rotasını değiştirip arterin üzerinden atlamak yerine, uzamaya devam etti. Bir tasarımcı bu sinire bir bakış
1000Kitap
Bir derdini paylaşan birine ne demelisiniz, ne dememelisiniz?
İnsanlar zaman zaman sorunlar yaşar. Bazıları büyük, bazıları küçük, bazıları ise zamanla çözülen sorunlardır. Bu sorunları paylaşmak, açığa çıkarmak ve belki de anlaşılmayı umarak duyulduğunu hissetmek için birine anlatma ihtiyacı doğabilir. Ancak bu paylaşım, bazen rahatlatmak yerine yalnızca hayal kırıklığı yaratır. Bu hayal kırıklığının nedeni genellikle karşıdaki kişinin hızla tavsiye vermesi, benzer bir durumda ne yaptığına dair bir hikâye anlatması, teselli etmeye çalışması ya da yaşanan sorunu önemsiz olarak etiketlemesidir. Bunların ardında, derdini anlatan kişinin üzüntüsünü azaltma ve yardım etme niyeti bulunsa da çoğu durumda bu yaklaşımlar fayda sağlamaz. Çünkü bu tür bir paylaşımda, dinleyen kişiden çoğunlukla sorunu çözmesi beklenmez. Sebep ne olursa olsun, yalnızca birine açılmak bile daha az çaresiz hissettirebilir. Paylaşma ihtiyacı, dinleyen, anlayan ve yaşananları anlayışla karşılayabilecek birine sahip olma arzusundan doğar. İnsanlar, özellikle onları üzen bir sorun yaşadıklarında, yalnız olmadıklarını bilmek ister. Ne kadar incinildiğinin kabul edilmesini, daha iyi hissetme beklentisi olmadan, olduğu hâliyle var olabilmeyi ister. Bu nedenle böyle bir durumla karşılaşıldığında, ilk aşamada karşıdaki kişiye doğru ve şefkatli bir şekilde yanıt vermek, sorunu çözmekten daha önemlidir. Bu süreci kolaylaştıran ve zorlaştıran yaklaşımları yakından incelemek gerekir. Derdini paylaşan birine “Sadece dinlenmek mi istiyorsun, yoksa sorunu çözmek için destek mi arıyorsun?” sorusu yöneltilebilir. Bu soru, karşıdaki kişinin nasıl bir desteğe ihtiyaç duyduğunu anlamayı sağlar. Bazen sorun çözme desteğine, bazen de yalnızca dinlenilmeye ihtiyaç duyulur. Dinlemek, insanlar arasındaki en değerli paylaşım biçimlerinden biridir. Bu paylaşımı sağlıklı şekilde
Makale|Yazı
Nevzat Tarhan
Kadın ve erkeğin biyolojik farklılıkları Kadının ve erkeğin cinsiyet rolünü anlayabilmek için onun geçmişten gelen genlerini bilmek gerektiğini belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Kadını kadın, erkeği erkek yapan özelliklerin bir kısmı genler, bir kısmı da sosyal öğrenme ile kazanılır. Her iki cinsin de toplumsal rolünün önemli bir bölümü yaşadığı ortam ve kültürel öğrenme ile ilgilidir. Fakat cinsiyet kimliğini oluşturan özelliklerin büyük çoğunluğunun genetik olduğunu biliyoruz. Erkek çocuklarının genlerine doğuştan yazılan; sertlik, dikbaşlılık, kolay yola gelmeme ve heyecanlarına ket vurma gibi farklı özellikler görürüz. İncelemeler kız ve erkek çocuklarındaki bu farklılıkların biyolojik yapıyla ilgili olduğunu ve buna bağlı olarak oyun çeşitlerinin de değiştiğini gösteriyor” dedi. Erkek mantıklı, kadın duygusal düşünüyor Kız çocuklarının romantik duygularını daha çok ön plana çıkaran bebeklerle evcilik oyunları oynamaları, erkek çocuklarının ise daha çok saldırganlık içeren oyunlar oynaması biyolojik faktörlerle açıklandığını belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, şunları söyledi: “Bu durum evrimsel psikoloji açısından şöyle ifade edilmektedir: Biyolojik bir özellik olarak herhangi bir kültürel olguda, erkeğin olaya ilk yaklaşımı mantıkî olurken; kadının bakış tarzını duyguları belirler. Erkeğin beynine duygusallığı ve estetiği katmayı öğretmesi gerekirken, kadın da kendisini geliştirerek, duygusallık ve estetik kaygısına mantık ve muhakeme ile ilgili veriler ilave etmelidir. Beynin mantık ve his dengesi ancak böyle sağlanır. Kadın kendini geliştirmezse hep duygusal kalır ki; bu durumda mantıklı kararlar veremediği için hatalar yapacaktır. Erkek de mantık donanımına gereken duygu eklemesini yapmazsa, acımasız olur, fazla bencil hale gelir ve kadını anlayamaz. Bu