“Herkesin suluboya resimlerde çizdiği, kocaman dağdan gelen derenin kıyısında, bacası tüten evin yanındaki ağacın altında oturan kadın ben değildim. Bütün bu sahnenin sadece suluboya resimlerde olacağını bilecek kadar büyümüştüm. Acı beni büyütüyor, bazen annem, bazen en büyük düşmanım oluyordu. Bildiğim tek şey ise; ondan beslenmeye devam ediyor oluşumdu. Nedenini çözemediğim bir öfke beni sarıp sarmalıyor, ayak uçlarımdan başlayan bu sahiplenme bütün vücudu kaplayıp, nihayetinde beynime yerleştiğinde; yönetimi devralıyordu. Direnmiyordum. Onun beni teslim almasının sonuçlarında çıkacak bütün olumsuzlukları baştan kabulleniyor, efendim olmasına itiraz bile edemiyordum. Hükümdarlığı, benim cumhuriyetimden çok daha güçlüydü. Darbe sonraları kurulan cuntalar bile, öfkemin yanında ana sınıfı öğrencisinden daha masumdu. Bu zaman zarfında hükmünü sürüyordu ve tam bağımsızdı.” Mustafa Düzenli- İM