hiç planda yokken, anlaşılmaz bir sebepten, bazı şeylerin algıladığınızdan farklı oldukları bir anda kafanıza dank eder. nedendir bilinmez, artık olduğunuzu düşündüğünüz kişi değilsinizdir. çevrenizde yavaş ve hemen göze çarpmayan değişimler fark edeceksiniz, en önemlisi de kendi içinizde. daha da kötüsü, bu değişimin ta en baştan gerçekleştiğini fark edeceksiniz, adeta bir parıltı gibi, çok yoğun fakat bir oda gibi karanlık bir parıltı. ama nedenini nasılını anlayamayacaksınız. size daha en baştan bu farkındalığı bahşeden şey aklınızdan uçup gitmiş olacak.
eski kaçış yerleriniz —televizyon, dergiler, filmler— artık sizi korumayacak. bir günlüğüne veya bir peçeteye, hatta bu kitabın sayfalarının kenarlarındaki boşluklara yazı döşemeye çalışabilirsiniz. işte o zaman, varlıklarından kuşku duymadığınız o duvarlara artık güvenmediğinizi keşfedeceksiniz. yüzlerce kez geçtiğiniz koridorlar bile gittikçe, gittikçe uzuyormuş gibi olacak ve gölgeler, hem de herhangi bir gölge, bir anda derinleşmiș, çok, çok derinleşmiş hissi verecek.
o zaman, tıpkı benim gibi, siz de yıldızlarla dolu bir gökyüzü bulmaya çalışın, yıldızlar öyle çoktur ki kör edecektir gözlerinizi. gerçi hiçbir gökyüzü sizi kör edemez artık. tepedeki yanardönerli sihir bile bir işe yaramaz, gözünüz ışığa takılı kalmayı blrakır, artık takımyıldızları takip etmez olur. yalnızca karanlık umurunuzda olur ve boș yere kendinizi vazgecilmez, evrenin görevlendirdiği bir gözcü olduğunuza inandırmaya çalışarak, karanlığı saatlerce, günlerce, hatta yıllarca seyre dalarsınız, sırf böyle bakarak o karanlığı dünyaya yaklaştırmayacakmışsınız gibi. öyle kötüleșecek ki durum, başka yere bakmaya korkacak, uyumaya korkacaksınız.
o yüzden nerede olursanz olun, ister kalabalık bir restoranda ister in cin top oynayan bir sokakta.