sevgili iris,sana bir şey itiraf edeceğim: arkadaşın sarah beni ziyaret ediyor. daha doğrusu ben onu akşam yemeklerine davet ediyordum. başta sen yokken beni kontrol etmesi için onu senin gönderdiğini sandım. ama sonra onun da en az benim kadar yalnız olduğunu fark ettim. ikimiz de seni özlüyoruz, yani bir anlamda bizi bir araya getirdin.bir itirafım daha var: benden istediğin gibi doktora gittim. yaralarımdan korkmama hiç gerek yokmuş. doktora gerçekte başıma ne geldiğini anlatmaktan korkmama gerek yokmuş. bunlardan neden utandığımı bilmiyorum ama hâlâ utanıyorum. umarım zamanla geçer.belki bir gün her şeyi yazarım. sana her şeyi anlatmak istiyorum. ama şimdilik bu sözleri seninle paylaşmak bile bana yetiyor. umarım seninle ne kadar gurur duyduğumu ve cepheye dönerek ne büyük bir cesaret örneği gösterdiğini düşündüğümü biliyorsundur. sokakta gördüğüm herkese senin benim kardeşim olduğunu söylemek istiyorum. inkridden tribune'den iris e. winnow'un benim kardeşim olduğunu.eve çabuk dön, küçük çiçek. seni tekrar görmek için sabırsızlanıyorum.sevgiler, abin,forest
roman sokak lambasının onu aydınlatışını izledi, sonra iris döndü ve dairesine giden basamakları hızla çıktı. roman elleri ceplerinde, yüreği ağzında, iris'in içeri girip ardından kapıyı kapamasını izledi.
ancak o zaman karanlık sokaklara teslim olarak nehrin kuzeyine doğru yürümeye başladı.
ev dediği fakat aslında hiç de evi gibi hissetmediği yere.
"lastiği değiştirmişsiniz."
"bijon anahtarı başından beri bagajdaymış. bir örtünün altında kalmış. özür dilerim, iris. seni kasabaya göndermemeliydik. kibritle işaret vermeye çalıştım ama çok geçti."
"olsun. iyi ki gitmişim."
iris'i yeniden gazette'te gördü. kendi savaş alanlarında. gidiyordu. pes ediyordu ve roman ne yapacağını, onu kalmaya nasıl ikna edeceğini ya da bunu neden önemsediğini bilmiyordu. tek bildiği, iris yanındayken kendini canlı hissettiğiydi. kapının önünde durup iris'in ona doğru yürüyüşünü izledi. her mimiğini, aklından geçen her düşünceyi okumaya çalıştı, sanki iris sayfalarda yazılı hikayeymiş gibi. ne düşündüğünü, kalması için ona ne söylemesi gerektiğini delicesine merak ediyordu.
kal, iris. benimle burada kal.