nefret ettiğimiz, direndiğimiz, ya da sahiplenmediğimiz her veçhemiz kendi başına bir yaşama sahip olur ve değerlik hissimizi yavaş yavaş zayıflatıp yok eder. Karanlık yanımızla yüz yüze geldiğimizde ilk içgüdümüz başımızı çevirip ona bakmayı reddetmek, ikincisi de onunla bizi rahat bırakması için pazarlık etmektir. Bir çoğumuz sırf bunu yapma çabasıyla büyük miktarlarda zaman ve para harcamışızdır. İronik bir biçimde, reddettiğimiz bu gizli veçheler en çok dikkate ihtiyaç duyan veçhelerdir. Hoşlanmadığımız bu yanlarımızı hapsettiğimizde, bilmeden, en değerli hazinelerimizi de mühürlemiş oluruz. Dolayısıyla, bu değerler onları bulmayı en az beklediğimiz yerde saklıdırlar. Onlar karanlıkta saklıdırlar.
Bu hazineler umarsız bir biçimde ortaya çıkmaya, dikkatimizi çekmeye çalışırlar, ama biz onları geri bastırmaya koşullanmışızdır. Suyun altında tutulan iri deniz topları gibi, bu veçheler biz baskıyı kaldırdığımız anda tekrar pat diye yüzeye çıkarlar. Bu yanlarımızın var olmalarına izin vermemeyi seçerek, onları yüzeyin altında tutmak için muazzam miktarda psişik enerji harcamaya zorlanırız.