“Evet, insan her şeyi unutarak yaşayabilirdi ama her şeyi hatırlayarak yaşayamazdı.”
Livaneli’nin bu cümlesiyle başlayan o içsel sarsıntı, romanın sonuna kadar hiç dinmedi. Okurken bir cinayetin çözülüşüne tanık olacağımı sandım, ama aslında kendi iç dünyamın derinliklerinde bir yolculuğa çıktım.
Başta her şey çok sakin ilerliyordu. Podima’nın kasvetli sahil kasabasında, Kerberos’un gölgesinde yaşayan Ahmet’in hikayesini dinliyorduk. Onun yalnızlığı, geçmişin gölgesinde kalan sessizliği bana çok tanıdık geldi. “İnsanın en kötü yalanı, kendine olanıdır.” diyordu, ve o cümlede öyle bir gerçek vardı ki… Kendi hayatımdan sahneler geçti zihnimden.
Ama asıl kırılma noktası, Ahmet’in aslında Mehmet olduğunu öğrendiğim an oldu. O anda romanın başından beri okuduğum her şey kafamda yeniden canlandı. Şaşkınlıktan birkaç dakika kitaba bakakaldım. “Nasıl yani?” dedim. O güne kadar dinlediğim hikayeler, tanık olduğum acılar, kardeşe duyulan o tuhaf öfke ve sevgi… Hepsi bir anda yer değiştirdi. Bir insanın kendi kimliğinden kaçarak başka bir hayatın içine sığınmasının ağırlığını hissettim. İşte o an Livaneli’nin sözleri zihnimde yankılandı:
“Her insan bedeninin çürüyeceğini bilir ve bundan korkar. Ama çoğu insanın ruhu gövdesinden önce çürür; nedense bundan kimse korkmaz!”
Bu kitapta beni en çok etkileyen şey, Mehmet’in (Ahmet’in) geçmişle hesaplaşma şekliydi. Kardeşinin hikayesini anlatırken aslında kendi hikayesini de gizliden gizliye anlatıyordu. Biz okurlar da her sayfada biraz daha gerçeğe yaklaşıyor ama yüzleşmeye hazır olup olmadığımızı sorguluyorduk. Ve finalde o büyük yüzleşme geldi.
Livaneli, Podima’nın dar sokaklarını, denizin kokusunu, verandadaki sessizliği öyle bir atmosferle resmediyor ki, kendinizi o dünyadan koparamıyorsunuz. Bir yandan cinayetin sırrını çözmeye
"İnsan soyu zayıf, kırılgan, ölümlü, her türlü hastalığa, kazaya, acıya açık ama kendini avutarak yaşıyor, bunları unutuyor. İşte anahtar kelime bu; hayatın özü, büyük sırrı; olmazsa olmazı: Unutmak. Eğer unutmak diye bir şey olmasaydı, yaşam da olmazdı. İnsan, unutmadan hayatını sürdüremez."
" Sahiden her şey saçma mı, hayatın hiçbir anlamı yok mu? Bence öyle! Yok, hiçbir şey yok. İnsanın biyolojik fonksiyonlarına aşırı bir anlam yükleme çabası içindeyiz. Çünkü hiçlik zor geliyor."