Kübra Can, bir alıntı ekledi.
10 dk. · Kitabı okuyor · Beğendi

Bazen kendini, Şahin marka arabanın arka camına yazılmış Dante'den bir dörtlük gibi hissedersin. Ya hissettiğin yanlıştır ya da olduğun yer.

Beyinde Ararken Bağırsakta Buldum, Serkan Karaismailoğlu (Sayfa 139)Beyinde Ararken Bağırsakta Buldum, Serkan Karaismailoğlu (Sayfa 139)

Bitti !!!
Yarısını pdf yarısını kitaptan okuyarak atlaya atlaya okudum. Filmini izlediğim bir kitabı neden okumaya çalışıyorum bu merakıma da çok şaşırıyorum. İyi bir tercih olmadı bence.
Dünyaca ünlü herkes tarafından gıpta edilen bir moda dergisinde çalışmaya başlayan Andy ve başına gelenler. Çok beğendiğim söylenmez çok uzatılmıştı. Konusu güzel olduğu için puanım 5/10

Gülse Birsel
DÜN itibariyle artık dolar için “rekorunu kırdı” demek istemiyorum, zira onu çok yaptı ama “artış rekorunu kırdı” diyeyim.

Bir günde 4.55’lerden 4.66’lara çıktı.

Uzun zamandır siyasi görüşe, ekonomik duruma veya bakış açısına göre tartışılan şey şu:

Kimisi diyor ki: “Ben neyi dolarla Euro’yla alıyorum ki, bana ne?”

Kimisi de diyor ki: “Her şeyimizin ama her şeyimizin girdisi dövizle sen neden bahsediyorsun?”

Boğaziçi’nden ancak 5 yılda mezun olabilmiş oldukça vasat bir ekonomist, yani bendenizin gözüyle, orta halli bir ailenin bütçesinde dolar artışının etkisini incelemeye çalışacağım bugün:

Diyelim ki aylık geliriniz gayet fıstık gibi bir 3500 TL.

Kozyatağı’nda oturuyorsunuz, işyeriniz Kâğıthane’de. Kiradasınız ama otomobiliniz var. 2 de çocuğunuz. Asla yabancı mal kullanmıyorsunuz, giyimde, gıdada, hatta deterjanda bile ince eleyip sık dokuyup sadece ve sadece yerli malı alıyorsunuz.

Mutlusunuz ve geleceğe ümitle bakıyorsunuz. Son 1 senede bu saadet dolu dünyanızda tee dünyanın öteki tarafının parası olan dolar yüzünden ne değişmiş olabilir?


Standart bir ailenin aylık gelirinin yüzde 38’i gıdaya, yüzde 34’ü kiraya, yüzde 9’u giyim harcamasına, yüzde 5’i temizliğe, yüzde 7’si ısınma ve elektriğe, kalan yüzde 5-6 civarı ise diğer harcamalara gider, bu denklem genel kabul görür. Ben, otomobiliniz olduğu için bir de günde 40 kilometre yoldan, çocukların servis ücretlerini filan da katıp aylık 400 TL benzin masrafı ekledim. Çocuklar devlet okulunda okuyor ve masrafları minimumda bu arada, öyle de tatlı yavrular! Bu yüzden her yıl ailece hesaplı bir tatile çıkıyorsunuz ve 1200 TL harcıyorsunuz. Aylık 100 TL’ye denk geliyor.

Yani 2017 yılında, ayda 3500 TL’lik maaşınızı kullanıp, 1140 TL gıda harcaması, 1020 TL kira, 270 TL giyim, 210 TL ısınma ve elektrik, 150 TL temizlik, 100 TL tatil, 400 TL benzin, 180 TL ıvır zıvır yani diğer masraflarla ay sonunu neredeyse sıfır tasarrufla getiriyorsunuz.

Şimdi 2017 Mayıs-2018 Mayıs arası doların 3.57’den 4.65’e yüzde 30 artışını göz önüne alarak hayatımızda ne değişti bir hesap yapalım mı?

Gıdamızın yüzde otuz maliyet girdisi dövizle maalesef. Ve Fransız peynirinden, avokadodan bahsetmiyorum. Antalya domatesi ve Ezine peynirinde de bu böyle. Üretici sadece ve sadece girdisindeki dolar artışını fiyata yansıtsa, artık aylık gıda masrafınız 1245 TL.

Kirayı TEFE TÜFE üzerinden hesap ediyorum ki bu zaten doların da sebep olduğu enflasyon yükselmesi oranına bağlı bir ölçüdür. Yüzde 15-16 arasından, artık bu yıl kiranız 1020 değil, 1183 TL!


Sadece Türk markalarından giysi alıyorsunuz, ne güzel. Ama yerli malı giyimde bile girdinin yüzde 13’ü dövizle. Tekstilci merhametli çıktı ve fiyata sadece bunu yansıttı, ne etti? 270 lira harcıyordunuz, artık aylık giyim masrafı 282 TL.

Isınma ve elektrik gideriniz, devletin, yine döviz ve enerji fiyatlarındaki artıştan yaptığı zamma göre, 210’dan 235 TL’ye çıktı, en iyimser tahminle.

Temizlik masrafı ilginç bir kalemdir, sabuna deterjana çok para gider. İyi niyetli deterjancılar kimyasalların çoğunu dışarıdan aldığımızı unutup sadece TEFE-TÜFE ile yüzde 15 zam yaptılar diyelim. 150 TL’lik temizlik masrafı oldu 172 TL.

Tatil yapıyordunuz, elbette yurtiçinde. Döviz artınca turizmciler yabancı turistten aynı fiyatlarla minimum yüzde 30 fazla kazanmaya başladılar. Oh ne güzel, ülke ekonomisine bir fayda. Ama tabii adam aynı odayı size niye geçen seneki fiyattan satsın? Zaten yiyecek, deterjan, kira, personel gideri de artmış. Hadi bir kıyak yaptı, sadece yüzde 25 zam getirdi diyelim. Aylık 100 TL olan tatil masrafınız 125’e vurdu.

400 TL benzin parası veriyordunuz her ay. Benzinin zamlanmasıyla, ki bu da ağırlıklı olarak dövizin değerlenmesi yüzündendir, gitti 478 TL oldu!

Diğerleri dediğimiz ıvır zıvır masrafı da dövizden nispeten oldukça bağımsız şeylermiş diyelim, yüzde 10 zam da oraya koyalım.

Ne etti? Siz geçen sene ayda 3500 TL harcarken, dövizdeki artışın temel sebep olduğu zamlar yüzünden, yurtdışıyla hiç alakanız olmadığı halde, yabancı marka sevmediğiniz, Gucci’den çanta filan almadığınız, Amerikan arabası kullanmadığınız, Fransız kaz ciğeri yemediğiniz, esasen yabancı ülkelerin fotoğrafına bile bakmadığınız halde, bütçenize minimum 450 TL ek masraf geldi!

Artık aylık harcamanız 3950 TL!

Patronunuza bu gayet tutumlu, olabilecek en dışa kapalı bütçeyi, bu alçakgönüllü ve tutarlı hesabı gösteriniz ve derhal 450 TL zam isteyiniz.

Bakalım ne diyecek!

Pelin Sueda, Babam İflas Edince'yi inceledi.
 25 May 13:45 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 8/10 puan

Çok sevgili Asude'den okuduğum yedinci kitaba da son verdim.Gül ve Avcı ile başlayan Asude maceramı hala devam ettirmek bana mutluluk veriyor.Komedi türünde oldukça başarılı bulduğum bir Türk yazar.Bu kitaptan önce okuduğum Dikkat! Aşk Çıkabilir de bana çok keyif vermişti.Babam İflas Edince ise Asude'nin en sevdiğim kitapları arasına yerleşti bile,çünkü gerçekten çok eğlenceli bir romandı.Tebessümler saçarak okudum.

Verda tam anlamıyla bir sosyete.Gösterişli ve pahalı kıyafetler giyiyor,modaya büyük ilgi duyuyor,İngiltere'de yaşıyor ve okuyor...Paranın dibine vuruyor anlayacağınız.Zengin bir ailenin tek çocuğu olması da işin cabası.Bu sosyetik hayattan çok memnun olan Verda'yı kötü bir haber de bekliyor elbette.

Marka giysilere,lüks yaşama veda etmesi gerekiyor çünkü babası aniden iflas ediyor.Verda'nın yeniden zengin hayatına dönmesini isteyen ailesi onu zengin biriyle evlendirmeyi öneriyor.Verda da bunu kabul etmek durumunda kalıyor.O zengin ise bir aile dostunun oğlu Murat Arsever oluyor.Bir taraftan marka takıntısını yenemeyen Verda,diğer tarafta yakışıklı ve kendinden emin Murat.Peki bu ikilinin arasında neler geçtiğini öğrenmek ister miydiniz? Bence öğrenmelisiniz.

Verda ile Murat'ın sosyeteyle donatılmış öyküsü gerçekten komikti ve eğlenceli bir okuma sunuyordu.Yoğun zamanlar geçiriyorsanız ideal bir komedi,sinema filmi tadında.Kapağını ve cildini de çok tatlı bulduğumu eklemeliyim. :) Bence elinize geçirdiğiniz an okuyup bitirebileceğiniz çok akıcı ve dinlendirici bir kitap.Romantik komedileri sevenlerin de çok hoşuna gideceğini düşünüyorum.

Hepinize bol okumalı günler,,hep neşeyle ve kitaplarla kalın.

Zihnisinir, bir alıntı ekledi.
 25 May 04:29 · Kitabı okuyor

Spor, marka ve imaj tüketicilerinin üşüştüğü şaşaalı büyük törenlere zemin hazırlar. Para ruhları boşaltmak, tıp ise yapay bedenler inşa etmek için istila eder sporu.

Yürümenin Felsefesi, Frédéric Gros (Sayfa 6 - Epub)Yürümenin Felsefesi, Frédéric Gros (Sayfa 6 - Epub)

Oğullarının Gözünden Bir Baba ve Bir Yazar: Orhan Kemal
Babam, sabaha karşı 04.00 civarında kalkardı. Unkapanı’nda o zaman oturduğumuz ev iki katlıydı. Gider kahvesini yapar. Kallavi fincanı vardı. Sonra yukarı çıkar, gelir masasının başına geçerdi…
…Daktiloyla başlardı çalışmaya. Daktilonun başına geçtiği zaman, tutturabilmişse zaten, o akar giderdi kendiliğinden… Daktilo başında, vermek istediği konuları, hayatı yaşardı…
Sabah 7.30’da Cibali Tütün Fabrikası’nın işbaşı borusu çalardı. 10.00’da mesaisi biterdi. Giyinir kuşanır geze geze Babıâli’ye giderdi…Bursa Cezaevi’nde aynı koğuştaydı Nâzım Hikmet’le babam… Yalnız yaşamayı, tek başına bir koğuşta kalmayı sevmediği için babama “Sizinle kalabilir miyim?” diyor….Babam o tarihte, kendisine göre hapishanenin en iyi şairi… Onu da aşan bir büyük dev gelmiş ve kendisiyle kalmak istiyor. Babam sevinerek kabul ediyor. Babam tahliye olmadan bir süre önce “Oğlun olursa benim adımı koyar mısın?” diyor. Benden büyük ablam var, Yıldız. Onu yazılarında ve babama yazdığı mektuplarında “torunum” olarak çağırıyor. Böylece adım da Nâzım oluyor…Fener’de oturduğumuz günlerde, babamın “72. Koğuş” hikâyesini yazdığı o korkunç günü hatırlıyorum. Çok soğuk bir kış günü…Tuna’dan Boğaz’a koca koca buzların geldiği dönem. İki oda, iki odanın arasında da küçücük bir mutfak… Hayal meyal hatırlıyorum onu da… Felaket soğuk; evde odun yok, kömür yok… Ablam, kardeşim, ben, annem ve babam evdeyiz. Babam yandaki odaya geçti. O sıralarda Olympos marka bir gazocağımız vardı. Önce ispirtoyu yakıyorsun, arkasından da fitil gazyağını çekiyor ve yanıyordu. Bütün gece, eski yazıyla “72. Koğuş” hikâyesini kaleme aldı…Babamın paralı mı, parasız mı olduğunu kapıyı çalışından anlardık. Çok melodik, ritimli, güzel çaldığı zaman paralıdır. Eğer çok sert vurursa parasızdır…Annemin zaten uyarıları başlar: ‘Babanızın gözüne gözükmeyin, bir şey demeyin, bir şey istemeyin, bir kenarda durun, siniri yatışana kadar…’ Siniri yatışınca zaten yeniden eski haline dönerdi.” Tabii bunu ancak yaşayan insan anlar…Babamın kadın kahramanları, erkeğin yanında bir güç olarak dururlar. Her zaman başı diktir…Orada Cemile bunu çok güzel vurguluyor: ‘Aldırma kocacığım aldırma, herkes sakız çiğner ama Çingene kızı tadını çıkarır.’ Son cümle ise şöyledir, babamın yazdığı: ‘Hayatın tadını çıkarmaya devam ettik…’ İki cümle. Bu iki cümle bu yapıtların şaheser olmasına yetecek güçtedir.Okul sıralarında babamın adını sorduklarında Mehmet Raşit Öğütçü derdim. Orhan Kemal’i ne zaman fark ettiniz derseniz iş biraz daha değişiyor…Orhan Kemal’i anlayabilmem kaç yaşında oldu? Babamın önerdiği İki Çocuğun Devriâlemi adlı kitabı okuduktan sonra, kendi kitaplarını okumaya başladım. Baba Evi ve Avare Yıllar’la başlayan bir süreçti. Yazarken kurguladığı konuları bizimle de konuşurdu. Zaten oradan da hazırlıklıydık. Kitap çıktıktan sonra da alıp okuyabiliyorduk. Yani Orhan Kemal’i çok eski tarihlerden beri tanıyorum

Buğlem Öner, bir alıntı ekledi.
24 May 02:03 · Kitabı okuyor

Sohbetlerden:
Kahramanlar hakkında haber yazsana... reaktörün çatısına tırmanan askerler hakkında
Kahramanlar... bugün için kim o Kahramanlar? Bana göre, yukarıdan verilen emirlere karşı gelip insanlara hakikati söyleyen doktorlardır kahramanlar. Bir de gazeteciler ve bilim insanları. Ancak, gündem toplantısında editörlerden birinin de dediği gibi: aklınızdan çıkarmayın! Şu an ne doktorluk, ne öğretmenlik, ne bilim insanligi ne de gazetecilik var. Artık hepimiz için geçerli olan tek bir meslek bulunuyor sovyet vatandasligi.
Ağzından dökülen bu sözlere kendisi inanıyor muydu acaba? Korkmamasi mümkün mu? Inancim her geçen gün tükeniyor.
--bölgde en revaçtaki masallardan biri su: stronsiyum ve sezyum için en etkili panzehir stolicya marka votkadir.
... size cennet gibi bir yaşam inşa edecegiz. Yeter ki burada kalın ve çalışın. Sizi sucuk ve kara buğday a boğacağız. Sınırlı erişim olan marketlerde tüm mallar elinizin altında olacak. Kastettiği şey, onlara yeterince votka ve sucuk verin şeklinde. Lanet olsun ama bir köy bakkalinda üç çeşit sucuk bulunduğuna hayatım boyunca rastlamadim. Karım için ithal külotlu çorap bile aldım bakkaldan.
-radyasyon ölçüm aletleri bir ay boyunca satışa kaldı, ama sonra hepsi sırra kadem bastı. Bu konuda yazmak yasak. Ancak, editörün haşin kırmızı kalemi yine hepsinin üzerini çizdi: okyanus ötesinde çok sayıda düşmanımız var. Işte bu yüzden sadece iyi şeylerden bahsediliyor bizde, kötü şeylerin esamisi okunmuyor. Akil almaz şeylerden de hiç bahsedilmiyor. Ancak bir yerlerde özel.duzenlemeler yapılıyor, ellerinde bavullarla yetkililere rastlıyor birileri..

Çernobil Duası, Svetlana Aleksiyeviç (Sayfa 217)Çernobil Duası, Svetlana Aleksiyeviç (Sayfa 217)

İşte, İstanbul’da gezilmesi gereken 14 edebiyat müzesi!
1.Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi:
Gülhane Parkı’nın Sultanahmet yönündeki girişinde, surları geçince hemen solda yer alan müzede yalnızca Tanpınar’a değil Yahya Kemal, Necip Fazıl, Nedim, Orhan Pamuk ve Nazım Hikmet gibi edebiyatçılara dair bölümler, salonlar ve buralarda özel eşyalar da yer alıyor.
2.Aşiyan Müzesi:
Tevfik Fikret’in kendi hazırladığı planlarla yaptırdığı ev Boğaziçi’nin en güzel yerinde bulunuyor. Edebiyat-ı Cedide akımından adını alan salonda yazarın kendi yağlı boya tablolarını, çalışma odasında eserlerini kaleme alırken kullandığı yazı takımını görebilirsiniz
3. Sait Faik Abasıyanık Müzesi:
Sait Faik, birçok hikâyesini Burgazada’daki köşkünde yazdı. Yazarın ölümünden 5 yıl sonra müzeleştirilen bu köşk, uzun süren bir tadilattan sonra 2013’te yeniden ziyarete açıldı. Yazarın yaşamından izler görebileceğiniz müzede aynı zamanda Okuma Odası, Eğitim Gösterim Salonu ve Mektup Odası gibi farklı amaçlara hizmet eden odalar var.
4. Hüseyin Rahmi Gürpınar Müzesi:
Hüseyin Rahmi’nin 1944’e kadar yaşadığı bu ev 2000 yılında müze haline getirildi. İçinde yazarın kitaplarının yanı sıra kendi yaptığı el işi eşyaları da görebilirsiniz. Yolunuz Heybeliada’ya düşerse, girişleri ücretsiz olan bu müzeye de bir uğrayın.
5. Yahya Kemal Enstitüsü ve Müzesi:
Yahya Kemal’in sevgilisinden aldığı karanfili ve bir tutam saçı görmek, Sessiz Gemi şiirine ilham veren odalarda gezmek ister misiniz? Beyazıt’taki bu müzede yazarın bütün kişisel eşyalarını bulabilirsiniz.
6. Orhan Kemal Müzesi:
Cihangir’de yer alan ve yazarın oğlu Işık Öğütçü tarafından 2000 yılında açılan Orhan Kemal Müzesi yalnızca yazarın eşyalarını, ilk kitap baskılarını, çalışmalarını değil aynı zamanda Ara Güler tarafından çekilmiş 70 kadar fotoğrafı, üç katlı binası içerisinde bir kitaplık ve İkbal Kahvesi adlı kafeyi de barındıran, hareketli bir edebiyat mekanı.
7. Tanzimat Müzesi:
Yalnızca edebiyat değil siyasi ve kültürel parçaların da yer aldığı bir müze. Devrin devlet adamlarına ait imzalı fotoğrafların, çeşitli görsel sanat eserleri, dokümanlar, Mustafa Reşid Paşa, Sadık Muhtar Bey ve Ziya Paşa’ya ait eşyalar ile birlikte Osmanlı’nın batılılaşma macerasının en önemli belgelerinden Tanzimat Fermanı da yine bu müzede yer alıyor.
8.Türkiye Yazarlar Sendikası Edebiyat Müzesi ve Yazın Belgeliği:
TYS Edebiyat Müzesi ve Belgeliği, belgelik ve kitaplık olarak iki bölümden oluşuyor. Belgelik bölümünde, sanatçıların belge değeri taşıyan yapıtları, mektup ve çalışmaları, bilgisayara yüklenmiş fotoğrafları ve yapıtları; kitaplık ölümünde araştırma kitapları, ansiklopedi, sözlük, antoloji ve derlemeler, yazarlar üzerine tezler, eleştiri ve deneme kitapları var. Ayrıca özel imzalı bazı kitaplar ve dergiler de bulunuyor.
9.Karikatür ve Mizah Müzesi:
Karikatür ve Mizah Müzesi, Karikatürcüler Derneği girişimiyle 1975’te Tepebaşı’nda açıldıysa da 1980 darbesinden nasibini alıp kapatıldıktan sonra 1989’da Saraçhanebaşı’nda yeniden ziyarete açıldı. Fakat yolculuğu burada da bitmedi ve Gazanferağa Külliyesi’nin 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’na devredilmesi sebebiyle yeniden Tepebaşı’na taşındı.
Mizah ve karikatür arşivinin yanı sıra uluslararası sergilere de ev sahipliği yapan müzede, isterseniz uzmanların gözetiminde özgün baskı atölyesinde çalışabiliyorsunuz da.
10.Divan Edebiyatı Müzesi (Galata Mevlevihanesi):
Beyoğlu Tünel’den Karaköy’e doğru inerken görebileceğiniz Galata Mevlevihanesi içerisinde yer alan müze, 1491 yılında inşa edilip, 1975 yılında müze haline getirilmiş. Esasen bir külliye şeklinde tasarlanan binada semahane, derviş hücreleri, kütüphane, türbeler, hazine, sebil, şeyh dairesi ve hünkar mahfeli gibi kısımlar bulunuyor.
11. Masumiyet Müzesi:
Orhan Pamuk’un aynı adlı romanından yola çıkılarak yine yazarın öncülüğünde hazırlanan Masumiyet Müzesi, roman kahramanlarının giydiği, kullandığı, romanda anlatılan objeleri içeriyor. 2012’de açılışı yapılan müze, romandan yola çıkmışsa da öte yandan 20. yüzyılın ikinci yarısındaki İstanbul hayatını anlatıyor.
12. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Müzesi:
Doğrudan “Yazar Müzeleri” kategorisi içerisinde değerlendirilmese de içeriği itibariyle bu listenin temasını yakalayan Basın Müzesi; özellikle basın tarihinden örnekler, dizgi ve baskı makineleri, Türk basın hayatının önemli isimlerine ait anı eşyaları yer alıyor. Abdi İpekçi’den Agah Efendi’ye, Şemsettin Sami’den İbrahim Şinasi’ye, Çetin Emeç’ten Sabiha-Zekeriya Sertel’e kadar birçok ismin yağlı boya portreleri de yine müze kapsamında sergileniyor.
13. Kemal Tahir Müze Evi:
Tahir’in eşi Semiha Tahir tarafından kurulan vakıf sayesinde müze haline getirilen Şaşkınbakkal’daki ev, yazarın son 10 yılını yansıtıyor. Tahir’in son çalışmalarını yaptığı ve hayata gözlerini yumduğu bu ev, apartmanın hemen giriş katında oldukça mütevazı ve sessiz bir yer. Bu müze-evde ünlü yazara ait yaklaşık dokuz bin kitap, el yazmaları, kullandığı daktilosu, çalışma masası, çeşitli zamanlarda çekilmiş fotoğrafları, ödülleri yer alıyor. Yazarın hayatının son yıllarını geçirdiği bu evde, Kemal Tahir’in yatağını, o meşhur kalın çerçeveli gözlüğünü, piposunu, saatini ve diğer kişisel eşyalarını görmek de mümkün. Müzede sadece Kemal Tahir’in değil, uzun süre cezaevinde kalan yazarın bu süre boyunca devamlı mektuplaştığı ünlü şair Nazım Hikmet’e ait izler de yer alıyor. Nazım Hikmet’in “Oliver” marka daktilosu Kemal Tahir’in odasının ortasında, çekmecelerde ise karşılıklı yazdıkları mektupları duruyor.
14. İstanbul Modern Sanat Müzesi:
Modern sanat alanında uluslararası bir kimliği olan İstanbul Modern, bugün müzesinin, kütüphanesinin, sinemasının ve veri tabanının yanında önemli etkinliklere de ev sahibi oluyor. 2004 yılında İstanbul Boğazı kıyısında 8000 metrekarelik bir alana kurulan İstanbul Modern Sanat Müzesi, 1987’den bu yana İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı tarafından geliştirilerek oluşturulan köklü bir projenin ürünü.

(HADİ ŞİMDİ BİR PLAN YAPIN VE BU MÜZELERİ GEZİP EDEBİYATA DOYUN ;) )

İstiskal: Sevmediğini belli edecek şekilde soğuk davranma.

Lâyemut: Ölümsüz.

Hissikablelvuku: Henüz gerçekleşmemiş olanı önceden hissetmek.

Mahfuz: Muhafaza edilmiş.

Beynelmilel: Uluslararası.

Muhtelif: Çeşitli.

Handikap: Engel.

Malumatfuruş: Bilmişlik yapan.

Hasbihal: Karşılıklı konuşma.

Merdümgiriz: Kalabalıkları sevmeyen.

Behemehal: Mutlaka, her ne olursa olsun.

Sermest: Sarhoş.

Muhteva: İçerik.

Şikemperver: Yemek yemeyi seven.

Tahammülfersa: Dayanılmaz, tahammül edilemez.

Lâyetezelzel: Yanılmaz, her şartta güvenilir, sarsılmaz.

Sofistike: Aşırı karmaşık olan durum.

Mamafih: Bununla birlikte, bununla beraber.

Lalettayin: Sırada, gelişigüzel.

Tevatür: Kesinlik kazanmamış. ağızdan ağza dolaşan söylenti.

Babayani: Görmüş geçirmiş, ağır başlı, babaca.

Evsaf: Nitelikler, vasıflar.

Mülhem: İlham almış, gönlüne doğmuş.

Âlicenap: Haysiyetli, şerefli.

Mesnet: Dayanak.

Müşkülpesent: Zor beğenen.

Meftun: Büyülenmişcesine tutkun, aşık olan.

Müştak: Özleyen, şiddetle arzulayan.

Ahval: Hal, hadise.

Cimbakuka: Biçimsiz, çelimsiz kimse.

Farımaz: Yılmayan, yılmaz, vazgeçmez.

Yafta: Etiket.

Seyrüsefer: Trafik.

Nasyonal: Milli, ulusal.

Alametifarika: Marka.

Argüman: İddia, sav.

Sapyoseksüel: Zekadan etkilenme, zeki insanlara hayranlık duyma.

Z.deniz21, bir alıntı ekledi.
21 May 16:21 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"... ayrıca, hiçbir zaman arabalardan ve marka ayakkabılardan söz etmeyen insanlarla tanıştı."

Veronika Ölmek İstiyor, Paulo Coelho (Sayfa 190)Veronika Ölmek İstiyor, Paulo Coelho (Sayfa 190)