Yine 20. yüzyılın başlarında, bir başka günlük tutan ressam olan Paul Klee yaşadığı deneyimin yoğunluğunu açık seçik biçimde kaleme alır:
6 Martı (1902) Cléo de Mérode'un gösterisinde geçirdik, herhalde o, insanın görüp görebileceği en güzel kadın. Yüzünü herkes bilir. Ama onun boynunu hayatta görmek gerek. İncecik ve oldukça uzun, sanki bronzdan yapılmış gibi parlak, çok fazla hareketli değil, ama çok hassas, bir de şu göğüs kemiğinin yanındaki bir çift adale. Bu göğüs kemiği ve köprücük kemikleri (çıplak toraksı anımsatıyor). Üzerinde genellikle dar giysiler bulunuyor, böylece vücudunun çıplak bölümleriyle bir uyum sağlanıyor. Kalçalarının açığa çıkmaması kötü, çünkü onun ustaca gerçekleştirdiği hareketlerinde bıraktığı etkinin kendine has mantığının da anlaşılır olması gerekirdi, örneğin, vücut ağırlığını bir bacağından diğer bacağına verirken yaptığı gibi. Bu arada bacak sanki çıplakmış gibi, zarif bir pabuç içindeki ayaklar da öyle. Kolları klasik biçimdeler, yalnız yaşamın çok yanlılığıyla daha bir incelik kazanmışlar. Buna bir de eklemlerin hareketini eklemek gerekir. Ellerinin oranlarında ve hareketinde, bir kere daha küçük olanda büyük organizmanın güzelliği ve bilgeliği görülebiliyordu.
İnsanın dikkatle bakması gerekiyor, burada dansın büyük çizgisini görmek yeterli değil, ayrıca patetik bir yanı da yok (oldukça aseksüel bir etki bırakıyor). Yaptığı dans bedenin yumuşak hatlı hareketlerinden oluşuyor. Ne bir ruh var, ne bir hararet, yalnızca mutlak bir güzellik bu.¹
Beden Üstünde Kesişen Bakışlar/ Sanatçıların Bakışı