Düşen bir taş misali kaybolup derinlikte Ya da bir martı gibi süzülüp mavilikte Ansızın yok olalım savrulsun küllerimiz...
Ümit Yaşar Oğuzcan
Ümit Yaşar Oğuzcan
Yine 20. yüzyılın başlarında, bir başka günlük tutan ressam olan Paul Klee yaşadığı deneyimin yoğunluğunu açık seçik biçimde kaleme alır: 6 Martı (1902) Cléo de Mérode'un gösterisinde geçirdik, herhalde o, insanın görüp görebileceği en güzel kadın. Yüzünü herkes bilir. Ama onun boynunu hayatta görmek gerek. İncecik ve oldukça uzun, sanki bronzdan yapılmış gibi parlak, çok fazla hareketli değil, ama çok hassas, bir de şu göğüs kemiğinin yanındaki bir çift adale. Bu göğüs kemiği ve köprücük kemikleri (çıplak toraksı anımsatıyor). Üzerinde genellikle dar giysiler bulunuyor, böylece vücudunun çıplak bölümleriyle bir uyum sağlanıyor. Kalçalarının açığa çıkmaması kötü, çünkü onun ustaca gerçekleştirdiği hareketlerinde bıraktığı etkinin kendine has mantığının da anlaşılır olması gerekirdi, örneğin, vücut ağırlığını bir bacağından diğer bacağına verirken yaptığı gibi. Bu arada bacak sanki çıplakmış gibi, zarif bir pabuç içindeki ayaklar da öyle. Kolları klasik biçimdeler, yalnız yaşamın çok yanlılığıyla daha bir incelik kazanmışlar. Buna bir de eklemlerin hareketini eklemek gerekir. Ellerinin oranlarında ve hareketinde, bir kere daha küçük olanda büyük organizmanın güzelliği ve bilgeliği görülebiliyordu. İnsanın dikkatle bakması gerekiyor, burada dansın büyük çizgisini görmek yeterli değil, ayrıca patetik bir yanı da yok (oldukça aseksüel bir etki bırakıyor). Yaptığı dans bedenin yumuşak hatlı hareketlerinden oluşuyor. Ne bir ruh var, ne bir hararet, yalnızca mutlak bir güzellik bu.¹
Beden Üstünde Kesişen Bakışlar/ Sanatçıların Bakışı
Sadece yemek bulmak için kanat çırpan vasat bir sürü, sınırları yıkmak ve gökyüzünde rüzgarla bir olmak adına sürgün edilmeyi göze alan cesur bir ruh... Richard Bach’ın felsefeyi, özgürlük fikrini ve alegoriyi dâhice harmanladığı o muazzam eseri "Martı Jonathan Livingston"ı okumak; modern dünyanın size dayattığı tüm yapay sınırları elinizin tersiyle itip, kendi gökyüzünüzde özgürce kanat açmak demek. Kurgusu ve barındırdığı muazzam ilhamla zihninizi saracak bu görkemli şaheseri kesinlikle tavsiye ederim.
Puan vermedi·94 syf.··
2026 234. kitabı
Amerikalı yazar ve pilot Richard Bach’ın 1970 yılında yayımlanan, edebiyat dünyasında bir manifesto niteliği taşıyan ve milyonlarca insanın vizyonunu değiştiren anıtsal eseri "Martı Jonathan Livingston", kalıpları yıkmayı, özgürlüğü ve mükemmelliğe ulaşma arzusunu masalsı bir alegoriyle sunan sarsıcı bir felsefi ve kişisel gelişim başyapıttır. Roman; sadece hayatta kalmak ve karın doyurmak için uçan bir martı sürüsünün aksine, uçmayı bir sanat, bir varoluş amacı ve sınırları aşma aracı olarak gören sıra dışı martı Jonathan’ın o soluk soluğa mücadelesini odağına alır. Richard Bach; Jonathan’ın sürünün muhafazakar otoriteleri tarafından dışlanıp sürgün edilmesinin paralelinde, bireyin sürü psikolojisine, dogmalara ve vasatlığa karşı başkaldırısını kurguya dâhice entegre eder. Yazar; Jonathan’ın sınırları zorlayan uçuş denemelerini, mentörü Chiang’dan aldığı bilgelik derslerini ve nihayetinde kendi sınırlarını aşarak ulaştığı o ruhani aydınlanmayı cerrah titizliğiyle işler. Bach’ın o duru, şiirsel, her yaştan okurun kalbine doğrudan dokunan ve gökyüzünün o özgürleştirici atmosferini fısıldayan görkemli dili; bu kısa anlatıyı basit bir çocuk hikayesi olmaktan çıkarıp, insanlığın potansiyeliyle, özgürlük aşkıyla ve kendini gerçekleştirme arzusuyla olan ezeli imtihanını anlatan çok katmanlı edebi bir anıta dönüştürür.
MartıAnton Çehov · İş Bankası Kültür Yayınları · 201626,5bin okunma
Gözünle gördüklerine inanma. Onların sana göstereceği tek şey sınırlardır. Anlayışınla bak, öğrendiklerinin farkına var ve o zaman nasıl uçacağını göreceksin."