Büşra Demir, bir alıntı ekledi.
20 saat önce · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

“Bazı gece yarıları uyanır, beni, kendisini seyrederken bulurdu. Yüzümü okşar, burnumu oynatır ya da göğsüme sokulur, yine uyurdu. İçim büyür, içimde dolunay olur, önünden ince bir bulut geçer, bedenim manzaraya dar gelir, burun direğim sızlardı. Usulca kalkar, pencerede bir sigara içerdim. Saray uyur, burnu uyur, şehir uyur, martılar uyumazdı. Bir de karşı apartmanın arka pencerelerinden biri. O ışık bana iyi gelirdi. Nedenini bilmezdim.”

Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku, İlhami Algör (Sayfa 32 - İletişim Yayınları)Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku, İlhami Algör (Sayfa 32 - İletişim Yayınları)
Oguzhan Kocyiğit, Son Ada'yı inceledi.
Dün 02:50 · Kitabı okudu · 11 günde · 5/10 puan

Kitap, adaya darbeci bir Bașkanın gelmesinin ardından, yașanan sahneyi gözler önüne seriyor. Bu sahnede zalimlik ve mazlumluk yan yana seyir alıyor. Hangi tarafın kazandığını bașlarda, anlatıcının da cümleleri ilr anlayamıyoruz. Kendisi de açıklık getiremiyor; bir insan niçin ebediyen kötülük içerebilir? Insanı böylesine zarar makinesi yapan nedir? vs. Ara ara böyle sorguya çekiyor kendini anlatıcı ve bu sorular kendi kafasında netlik kazanamıyor. Anlatıcı yalnızca adada hüküm süren yanlıșlara, aldanmıșlıklara ve sahtekarlıklara bakakalıyor...
Ekolojik denge üzerinde de, harika bir șekilde durulmuș ve bu konuda bazı bilgiler edinmemizi sağlamıș, Livaneli. Kitapta en çok hoșuma gidense zaten bu hayvanların adadaki mücadeleleri idi. Önce martılar, sonra tilkiler daha sonra yılanlar ve ardından leylekler... Sonra?? Sonrası mı kaldı, denge bozulunca bir daha geri gelmek bilmiyor ve bașkanın çözüm arayıșları devam ediyor. Guya demokratik bir șekilde, oy birliğiyle bașkanın düșünceleri destek alıyor ve planlar gün yüzüne çıkıyor. Öyle bir plan yapılıyor ki....... Geriye terk edilmiș bir ada kalıyor..
Livaneli'nin kitap bitiminden sonra, siyasi görüșleri ve söyleși türünde bir yazı mevcut. Bu kısmı okumakta keyif vericiydi. Her ne kadar Livaneli'nin romanı ele alıș biçimini beğenmesem de, düșüncelerine katılmasam da...

Şükrü KESKİN, bir alıntı ekledi.
18 May 21:34

Bu şehir sustuğunda en çok martılar hüzünlenir. Ben bir şarkıyı arıyorum. Ben bir şarkıyı arıyorum. Ben bir şarkıyı arıyorum. Ben seni arıyorum. ​

Hayal Meyal, Tarık TufanHayal Meyal, Tarık Tufan

Umutlar Üzerine
Uzaklarda bir yerlerde
Martılar uçuyor yine
Sonsuz mavilikler üstünde
Şarkılar söylüyorlar
Umutlar üzerine

#hasankarataş

Merve Ayhan, Martı Jonathan Livingston'u inceledi.
18 May 12:13 · Kitabı okudu · 5 günde · 9/10 puan

Bu incelemeyi yapmak için biraz bekledim. Aslında yapıp yapamayacağımdan da emin değildim ama en azından denemek isterim :).
Hepimizin içinde bir "MARTI JONATHAN LIVINGSTON" vardır. Sadece doğru ışık altında parlamayı bekleyen mücevherlerizdir çoğumuz. İşte bizim küçük martımız Jon' da martılar arasındaki değerli bir mücevher gibi. Onu diğer martılardan farklı kılan "İSTEMESİ". Peki neyi? O bir simit veya hayatta kalmak için bir sürüyü ya da yaşamak için uygun koşullar isteyen ve başını bir kez olsun göğe kaldırmamış martılardan değil. Onun istediği ÖZGÜRLÜK, ÖĞRENMEK , UÇMAK. Aslında MARTI JON her düşüncesinde biz insanlığı anlatıyor. Yapmak istediklerimizi , yapamadıklarımızı ortaya koyuyor. İncecik bir kitap olmasına rağmen köklü bir sarsıntı yaratıyor insanda. Kitabı anlatmam imkansız gelebilir çünkü istemek , özgürlüğü istemek , öğrenmenin sınırının olmadığını anlatmam için bu inceleme yetmez. Ama size kitabı okurken içime dokunan bir kısım paylaşacağım.

Anne:
“Neden Jon, söylesene neden? Diğerleri gibi olmak bu kadar mı zor? Alçaktan uçmak pelikanların ve albatrosların işi, bunu onlara bırak­malısın. Hem niçin avlanmıyorsun oğlum? Artık bir kemik bir tüy gibi kaldın.”

Jonathan Livingston:
“Bir kemik bir tüy kalmak umurumda bile değil anne. Ben sadece havada ne yapıp ne yapamayacağımı öğrenmek istiyorum, anlıyor musun, hepsi bu. Sadece öğrenmek istiyorum.”

Baba:
“Buraya bak Jonathan, kış gelmek üzere. Balıkçı tekneleri giderek azala­cak, balıklar da artık suyun üzerinde değil, derinlerde yüzecek. Eğer bir şey öğrenmek istiyorsan, nasıl yiyecek bulacağını öğren. Bu uçma çaban gerçekten çok hoş ama uçmanın karın doyurmadığını sen de biliyorsun. Şunu hiç aklından çıkarma; senin uçma nedenin yiyecek bulabilmek!”
***
İşte gördüğümüz gibi bütün sıkıntılara rağmen vazgeçmemek bütün ozet burda işte. Peki madem neden hala içimizdeki Marti Livingston' u ortaya çıkarmıyoruz?

Martılar
Ne dediysem bir bir hepsi çıktılar
Üzerimden güldü geçti martılar
Bu aşk böyle yürümez sandım, içime kapandım
Soğudum, soğudum, soğudum, ısıttı şarkılar
Oldum olası sevmez kalbim matemi
Hiç gerek yok suç sende mi, ben de mi
Bu aşk böyle yürümez sandım, içime kapandım
Sevmenin adaleti yokmuş anladım
Gelme istemezsen
Yorgun düştüm yüreğim sana kırgın
İnandır bu son olmayacaksa
Gelme istemem
Ne dediysem bir bir hepsi çıktılar
Üzerimden güldü geçti martılar
Bu aşk böyle yürümez sandım, içime kapandım...
https://youtu.be/6hnX8TDnNtQ

1K Sait Faik Abasıyanık Okuma Etkinliği
***********BAŞLIYOR **********
Bu gece saatler 00:00 gösterdiğinde Sait Faik Abasıyanık etkinliğimiz başlamış olacak. Etkinlik detayları için #29391073 iletiye göz atabilirsiniz.
DİKKAT!!!
Etkinlikle alakalı yorumlarınızı, incelemelerinizi bu iletinin altına yorum olarak bırakabilirsiniz. Okumuş olduğumuz kitabın ismini büyük harfle yazmak işimizi kolaylaştıracaktır.
Örneğin;
ALEMDAĞ'DA VAR BİR YILAN : #26849803

Mottomuz; Yaz, deniz, güneş, martılar; iyilik, güzellik ve Sait Faik.
Katılan tüm arkadaşlara keyifli okumalar dilerim.

Enis Akın
kaç, kurtul benden
beni mutfak sandalyesine bağlıyorsun
sesi tanrılardan çalıp sana getirmem için
dışardan martıların seslerini yakalıyorum
sadece sen, ben, bugün var.
sadece sen, ben, bugün vardı.
ben
yapacak daha iyi bir şeyim olmadığı için yaşlanıyorum
bugün, herkesin orospusu
ve sen, şiir sevmiyorsun
çıplak baldırımın üzerinde kırmızı kayış
mesela ben senin yalnızlığını sevecekmişim
şimdi kış
mezarların üzerinden soğuk rüzgârlar esiyor
gözlerin yaşlı bir tren gibi yavaşlarken
yakalıyorum seslerini: gıcırtılar, gıcırtılar
sabah erken, sen tanıdığım en güzel gülen sarhoşsun
ve şiir sevmiyorsun
altımızdaki sandalye giderek yabancı bir lisandan konuşuyor
şekspir bakılmak istiyor
kapıyı onun için aralık bırakıyoruz
yokluğunu büyütmeye hazırlanırken yıldızlar
ve işte bak düşüyoruz ne iyi ne iyi
yık gözlerini
kır kulaklarını
öteler dışarda kalsın
çünkü şiir sevmiyosun
bir babanın arkasında bir bıçak gibi kendine sakladığı kız
bıraksalar
götürürdüm seni ölünce piyanoların gittiği yere
ağzında sakız
ama bizi bulduklarında
terini bıçak kullanarak ayırmalılar terimden
bak
başka kimin var
ölene kadar akordeon çalacak
kılıcımı havaya kaldırıyorum
şimdi yırtıcı bir hayvan
gibi zıplayacak gitarın sesi gizlendiği yerden
yine de sen şiir sevmeyeceksin hiçbir zaman
aslında kimse sevişemiyor eminim
zaten sevişmeyecektik ki
yemin ederim sadece incitecektik
birbirimizi en ikinci yerlerimizden
ben senin yalnızlığını sevdim, sevdikçe azalttım
yağmuru dinliyorsun, yağmuru dinliyorsun
ama şiir sevmiyorsun
aslında öbürleri de sevmiyor eminim
kaçtın, kurtulanlara katıldın sevilmekten
martılar
tren yavaşlar
altımızda sandalye camda yağmur
hepsi tek tek şarkıya katılıyor
sadece sen, ben, bugün vardı
sadece sen, ben, bugün vardık
sen
haklılığıma kavuşmak için başladığım bir sarhoştun
ben, seni görür görmez ayrıldım
bugün, hepimizin orospusu
şekspirin bakılmak istediğini herkes biliyordu
yarın hava bulutlu olacak dedin
sustum, yarın yoktu
ve sen şiir sevmiyordun..

Bir Yudum Kitap
An olur, başımıza türlü musibetler gelir de aklımızı kaybederiz. İşte tam o an, bir yüreği olduğunu hatırlamalı insan. Dinlemeli kalbinin sesini. Onu da kaybederse ne fena. Sâmiha Ayverdi, "İnsan olmak, savaşta ve barışta insan olduğunu, insanca yaşamak ve ölmek gerektiğini unutmamaktı." der. Şairin dediği gibi: Bir kalbiniz vardır, onu tanıyınız sevgili okur. Tanıyınız ki yaşayalım bir ömür insan kalarak. Var olun.

 

Uğur Demircan - Vapurda

Türk Dili Dergisi, 797. Sayı

 

“İşe yarar tek yerimiz gözlerimiz belki de.” diyordu içlerinden biri. Puslu bir sesti.

Diğerinin “neden” diye sormasını bekledi sanki ve ses gelmemesine rağmen sormuş gibi cevapladı:
“Gözlerimizde kapak var çünkü. Kapatıp, bugünü görmemeyi başarıyoruz.”
“Bugünde ne var ki görmek istemediğin?”
“Yanlış insanlar var mesela. Bir vesileyle tanıştığımız, tanımak zorunda kaldığımız... Faydasız, hatta bize zarar veren insanlar. Sonra tanık olmak zorunda kaldığımız seviyesiz, saçma sapan olaylar ve daha nicesi; kapakları indirince yoklar. Bunları görmemek gibi bir şansımız var, anlayacağın.”
“İşe yarar tek yerimiz gözlerimiz, dedin. Peki ya diğerleri?”
“Diğerleri...” dedi ve birkaç saniye düşündü. Önümdeki çocuk martılara simit atmaya çalışıyordu bu esnada. Babasının her attığı martılar tarafından kapılırken çocuğun attıkları denize düşüyordu. Çocuktaki hayal kırıklığını ben oturduğum yerden görebiliyordum, babası göremiyordu. Babası, ondan da çocuk olmuştu artık. Ağzı kulaklarında, simit parçaları atıyordu çılgınca.
“Kulaklar.” dedi beriki. “Kulaklar kendini kapatamıyor örneğin.” “Kulağı niçin kapatma ihtiyacı hissedelim ki?”
“Kulaklar her şeyi duyuyor dostum. Dışarıda duyduğun sesleri hiç düşündün mü? Bir insan sesi, caddeden gelen bir gürültü, geçen arabalardan yükselen bir şarkı mesela, geçmişten bir anıyı canlandırıveriyor istemediğimiz hâlde.”
“Sen nostalji seven adamsın. Anıları canlandırması iyi değil mi?”
“Nostalji demek, filtreli anı demektir aslında. Sadece iyi anılar canlanınca nostalji olur onun adı. Hatırlamak istemediklerine böyle afili bir isim bile koymamış insanoğlu. Yok saymış demek ki tümüyle.”
“Düşününce mantıklı geliyor söylediklerin.” “Ama düşünmemeyi tercih ediyorsun değil mi?”
Gülüştüklerini, sırtıma değen tahta koltuğu titreştirmelerinden anladım. İyi dost olmalıydılar.
“Bak mesela, burun da öyle.”
“Allah aşkına burundan ne istiyorsun?”
“İstemediğimiz şeyleri koklamamayı tercih edebiliyor muyuz? Hayır!
Kapanmıyor burun delikleri de kendi kendine!”
“Kapanmayınca ne oluyor?”
“Ne bileyim bir sıcak ekmek kokusu, ansızın rüzgârla geliveren hoş bir parfüm... O da çok şey hatırlatıyor insana. Yine geçmişten.”
“Sabahtan akşama yetmişlerden, seksenlerden şarkılar dinleyen adam- sın, geçmişten bu kadar çekindiğini sanmazdım.”
“Gariptir, içinde yaşadığımız halde ‘bugün’den saklanabiliyorken artık geride kaldığı düşünülen geçmişten kaçamıyoruz. O gelip bizi buluyor.”