Beyaz adam tarafından Kızılderililer gibi aşağılanan Çingeneler de parlak şeyleri severler. Onlardaki parlaklık tutkusu, Kızılderililerde olduğu gibi doğayla bütünleşmek ve yaşama sevincinin dışa vurumundan başka bir şey değildir.
...
Gazeteci Nazım Alpman, Çingeneler adlı kitabında, köy evlerinin uzaktan bakıldığında birer avize gibi parladığını yazar. Yaklaştığında, evlerin dış yüzeylerinin ayna kırıklarıyla dolu olduğunu görür. Nedenini sorduğunda ise bir şiir güzelliğindeki şu yanıtı alır :
"İstedik ki neşeli olsun!"
Suqwamish-Duwamish kabilesinin reisi Sealth'in sözleri, fay hattını görmezlikten gelenleri ne güzel de tarif ediyor:" Beyaz Adam'ın bizi anlamayacağını biliyorum. Onun için toprağın her parçası ötekiyle aynıdır. Gece vakti gelip neye ihtiyacı varsa alıp götüren bir yabancıdır o. Yeryüzü onun dostu değil, düşmanıdır. Bir yeri fethettiğinde başka yere gözünü dikiyor. Babalarının mezarını terk edip gidiyor, çocuklarının toprakta olan hakkını unutuyor. "
Beyaz Adam için ne diyor Sealth:" Onlar için toprağın her parçası ötekiyle aynıdır."
Süleyman Demirel'in şu sözlerini anımsayalım:" Kızılırmak veya Fırat'ın üstüne kurulacak köprü ile Boğaz'ın üzerine kurulacak köprünün farkını anlayamıyorum. "
Kızılderililerin topraklarını satın almak isteyen Beyaz Adam'a karşı çıkanlardan biri de, Cayuse kabilesinin reisidir:"Toprağın bir şey söyleyip söylemediğini, bu işe şaşıp şaşmadığını merak ediyorum. Toprağın şu konuştuklarımızı dinleyip dinlemediğini merak ediyorum. Toprağın üzerinde olup bitenleri görmek için dile gelip gelmeyeceğini merak ediyorum."
Prof.İhsan Ketin, Kuzey Anadolu fay hattını bulur ama yer kırığının geçtiği bölgelerde yapılaşmanın çok tehlikeli olduğunu anlayacak bir politikacı bulamaz. 12 Eylül darbesinin ardından, kapitalizm atlarının koşulduğu ülkenin sırtında bir kamçı gibi şaklayan "Özalizm"in, imar yetkisini yerel yönetimlere vermesiyle de fay hattında yapılaşma şaha kalkar. Ama, Kızılderili reisin dediği gerçekleşir ve toprak, üzerinde olup bitenleri görmek için 17 Ağustos 1999 tarihinde, saat 03.02'de dile gelir!"
...
Bir iki müteahhit günah keçisi olarak cezaevine konur. Para hesaplarını kollayan siyasetçiler ise ellerini kollarını sallayarak yıkıntılar arasında gezer ve" yaraları sarma" sözü verir. Oysa yara dışarıdan sarılır, yaşanılan ise iç kanamadır.
"Fransız modacı Louis Rerard, 'bikini' adını verdiği iki parça mayoyu sergiler. Rerard'ın buluşuna bu adı vermesinin nedeni, ABD'nin dört gün önce Pasifik'teki Bikini Adası'nda yaptığı atom bombası denemesidir. Modacı, buluşun atom bombası gibi patlayacağını düşünerek, onu 'bikini' adıyla sunar tüm dünyaya. Kadınların göbeğini açığa çıkaran bu mayonun adının konulmasına, nice kadının göbek bağının kesilmesiyle dünyaya getirdiği insanları öldüren bir savaş silahının neden olması garip değil mi sizce de?"