İşkence İtalyan yaşamının bilinen bir özelliğiydi. Mussolini 1922'den beri iktidarı elinde tutuyordu ve Massimo'nun tum hayatı faşist yönetim altında geçmişti. Kara Gömlekliler şe hirlerde ve tepelerde yaşarken, devlete ve Il Duce'ye düşman olanları toplar, işkence eder ve öldürürlerdi. Çocukken bile bu hikâyelerden kaçmanın bir yolu yoktu çünkü siyasi parti bunu kutluyor ve oyun alanındaki çocuklar bu gerçeklerle şaka yapıyor, onları tiye alıyor ya da taklit ediyordu
"Almanlar hakkında ne düşünüyorsun?" diye sordu.
"Dilleri çok çirkin. Bir doktorun el yazısına benziyor."
"Ah,” dedi, bu düşünceyi bir kenara iterek. "Aslında dilleri oldukça güzel, zengin ve hem opera hem de bilim için çok iyi ki bu eşsiz bir kombinasyon. Askerleri kaba olduğu için çirkin olduğunu düşünüyorsun, bu yeterince adil, fakat bunun nedeni esas olarak İtalyan olman ve İtalyancanın dünyadaki en güzel dil olması. İngilizce yaratıcı ve kesin olsa da düz ve cansızdır. Fransızca güzellik iddiasında bulunabilir, kabul ediyorum ama davetkâr değildir. Fransızlar güzelliklerinin kendilerine ait olmasını isterler ve bir yabancı bunu her konuşmada hissedebilir. Ne yazık ki onlar için, istiflenen güzellik asla paylaşılan güzellik kadar canlı olamaz. Sevgi ve cömertlik olmadan güzellik hiçbir şeydir, Massimo. Kimse bir çiçek görüp de onu saklamaz. Ama bir yabancı on kelime bile İtalyanca konuşsa, onu ruhu bize geri dönen kayıp bir akrabamız gibi kucaklarız. Bu şekilde İtalyanca Fransızcaya galebe çalar. Almanca genç kulakların için acı vericidir çünkü bir yaratım ve yıkım dilidir. Her şeyden çok bir zaman dilidir. Almanca sana zamanı ve dolayısıyla ölümlülüğü asla unutturmaz. Onu hem dürüst hem de acımasız kılan her şeyden çok budur. Ama o boşlukta bir hüzün vardır. Anların değerli olduğunun farkına varırsın. Kullandıkları dilin hassasiyetini hiçbir şeyi kaçırmama çabası olarak görmeye başlarsın. Bu bakış açısıyla sevgiyi duymaya da başlayabilirsin."