İnsanlar önce dış dünyadan kopuk yaşamayı kabul etmişlerdi, tıpkı yalnızca bazı alışkanlıklarından vazgeçmek zorunda kalacakları geçici herhangi bir sıkıntıyı kabullenir gibi. Ancak, bir tür işkencenin ansızın bilincine vararak, kızışmaya başlayan yaz göğünün altında, bu hapis duygusunun tüm yaşamlarını tehdit ettiğini hayal meyal hissediyorlardı ve akşam olduğunda, serinlikle gelen enerji onları bazen umutsuz edimlere itiyordu.
Bu uçurumların ve bu tepelerin tam ortasına düşmüş, yaşamaktan çok, yönü belli olmayan günlere ve kuru anılara kendilerini bırakmış, acılarının toprağında kök salmayı kabul etmedikçe gücünü toplayamayacak serseri gölgeler gibi akıp gidiyorlardı.