Başımı iki yana sallayıp ona yaslandım ve gözlerimi kapadım. Bir süre zamanın burda, 1953’te, bu yeşil kanepenin üzerinde, hiçbir sorunun, yalanın ve derdin olmadığı, sadece Gideon’u ve onun teselli edici yakınlığını hissettiğim bu odada durmasını istedim.
Anlaşılan Gideon da durumu böyle görünüyordu. Elleri saçlarımı okşamaya başladı, sonunda dudaklarının yumuşak temasını hissettim
Ben jovi kulağımın içinde, “And every breath we took was hallelujah,” diyordu. Bu lanet olası şarkıyı oldum olası severdim, on beş kez art arda dinleyebileceğim parçalardan biriydi, ama şimdi sonsuza dek Gideon’un anısıyla düğümlenmişti.