“Bu dünyada” dedi Hüdayi “işittiğin ve gördüğün her şeye hemen inanma. Zira işittiğinin ardında bir başka ses, gördüğünün ardında bir başka hal vardır.”
Bir kişi dua ettiğinde dua edileni nefisten koruyordu Allah. Lakin insanlar bunu bilmiyordu.Bilselerdi şayet bir an olsun birbirlerine dua etmekten vazgeçmezlerdi. Hüdayi biliyordu bu sırrı ve her anını tüm Müslümanlara dua ederek geçiriyordu.
“Canın büyüğü küçüğü olur mu” deyince kurbağaya da dokunamazsın kediye de dokunamazsın.Bir tavrın vardır.Saygıyla. Tavuğa yaklaşırken de ineğe yaklaşırken de her neye yaklaşırsan. Müthiş! Bu nasıl olmuş diye düşündüğümde de tasavvufun Anadolu’yu etkileyişini görüyorum.
Fakat ruhunun derinlerinde bir sancı saklıydı: olduğundan farklı olma arzusu.Bu bir insanın kaderden yiyebileceği en büyük silledir. Olduğundan farklı olma arzusu. Kalpte yanan hiçbir arzu daha acı verici olamaz.Çünkü insan hayatı ancak kendi kendisi ve dünya için taşıdığı anlamla uzlaşarak katlanabilir.