Değil mi ki neticede hepimizin bir namazlık saltanatı, bir seccade çapında safı vardı. Değil mi ki hepimizi ancak kendisine ait bir mezar beklerdi ve iç kubbesine necef taşları serpilmiş bir türbede yatan Cihan padişahıyla taşı kırılmış ve çoktan kaybolmuş bir mezarda yatan isimsiz yeniçerinin hesabını tartacak olan aynı bir terazi vardı.
Çünkü artık biliyordum ki kusursuz aşk, aşkın ismiydi ve o da her şeyin ismi gibi sadece alemlerin de üstündeki alemde duruyordu. Her şey gibi aşk da O'nun güzel isimlerinden birinin yansımasıydı sadece.
Şimdi hatırasız bir aşktı bu. Bütün yaşadıklarımı yok etmek için attım bütün defterlerimi ateşe. Kalbim kalmasaydı geriye yaşanmamış bir aşk olacaktı bu. Kalbimi yakamadım..