ona bakarken, çok tanıdık birini görüyormuşum, onu biliyormuşum duygusuydu bu. bana benziyordu. sanki kendimi onun yerine çok kolay koyabilir, sanki onu derinden anlayabilirdim.
aşkı yüksek bir yere koyup, sevilen şarkılarda yapıldığı gibi, "aman ne güzel bir duygu!" demek istemiyordum. bu duyguyu -tıpkı bir trafik kazası gibi- hayatta başımıza gelen ve çoğu zaman bize istemediğimiz kadar acı veren bir şey olarak anlatmak istiyordum.
Füsun'un fotoğrafını aşkla öptü ve ceketinin göğüs cebine dikkatle yerleştirdi. sonra bana zaferle gülümsedi.
"herkes bilsin, cok mutlu bir hayat yaşadım."
kadınla erkeğin yan yana gelemediği, birbirleriyle görüşüp konuşamadığı memlekette aşk olmaz, neden biliyor musun? çünkü erkekler uygun bir kadın görür görmez, iyi-kötü, güzel-çirkin, hiç bakmaz, haftalardır aç kalmış hayvanlar gibi üzerine atlarlar. hepsinin alışkanlığı budur. sonra da bunu aşk zannederler. böyle bir yerde aşk olur mu?