Sonra Robert Frost'tan alıntı yaptı. "Bir ormanda yol ikiye ayrıldı, ve ben - / Ben gittim az geçilmişinden, / ve bütün farkı yaratan bu oldu işte...”
"Ya ormanda ayrılan ikiden fazla yol varsa? Ya ağaçtan çok, yol varsa? Yapabilecegin seçimlerin sınırı yoksa? Robert Frost o zaman ne yapacaktı?”
"Satrançta kazanmak istiyorsan, bir şeyi anlaman lazım," dedi,
Noranın tek derdi buymuş gibi. "Anlaman gerekense șu: Oyun bitene kadar hiçbir şey bitmiş değildir. Elinde tek bir piyon kalmış olsa bitmez. Bir tarafta tek bir piyon ve şah varken, karşı tarafın bütün taşları duruyor olsa da, oyun devam eder. Sen bir piyon olsan da -ki belki hepimiz öyleyiz- piyonun en sihirli taş olduğunu asla unutmamalısın. Ufacık ve sıradan bir şey gibi görünebilir ama öyle değildir. Çünkü hiçbir piyon piyondan ibaret değildir. Bütün piyonlar kozadan çıkmayı bekleyen birer vezirdir. Senin tek yapman gereken, ilerlemeye devam etmenin bir yolunu bulmaktır. Her seferinde tek bir kare. Bu şekilde karşıya geçip bütün güçlere sahip olabilirsin."
"Pardon," demişti öbür Hugo, batan güneş manzarasının önünde şarabını yudumlayarak, "bir an kim olduğunu unuttum da."
"Sorun değil," demişti Nora. "Ben de unuttum."