• "Burası benden başka kaç insanın evidir?
    Bilmiyorum.
    Ben bir başıma onlardan uzağım,
    hep birlikte onlar benden uzak.
    Bana kendimden başkasıyla konuşmak yasak.
    Ben de kendi kendimle konuşuyorum.
    Fakat çok can sıkıcı bulduğumdan sohbetimi
    şarkı söylüyorum karıcığım.
    Hem, ne dersin,
    o berbat, ayarsız sesim
    Öyle bir dokunuyor ki içime
    Yüreğim parçalanıyor.

    Ve tıpkı o eski acıklı hikayelerdeki
    yalnayak, karlı yollara düşmüş, yetim bir çocuk gibi bu yürek,
    mavi gözleri ıslak
    kırmızı,küçücük burnunu çekerek
    senin bağrına sokulmak istiyor.
  • Renkler onunla değerlenmiyorsa, örnegin; onsuz kırmızı kırmızılığının, mavi maviliğinin farkında değilse, beyaz yal­nız o giydigi zaman güzelliğini haykırmıyorsa, sabahları onu görünceye kadar güneş doğmuyorsa ve onsuz gökyüzü geceleri aya,yıldızlara hasret değilse; onu sevmiyorsun demektir.
  • (...) yalnayak, karlı yollara düşmüş, yetim bir çocuk gibi bu yürek,
    mavi gözleri ıslak
    kırmızı, küçücük burnunu çekerek
    senin bağrına sokulmak istiyor.
    Nazım Hikmet Ran
    Sayfa 53 - Yapı Kredi Yayınları
  • Çamur Çocuk

    Kazağının kolunu çekiştiren çocuk,kısa kesilmiş saçlarının arasına karışan tozların vermiş olduğu rahatsızlığı bir kenara atıp adımlarını sabit tutmaya;iki gün önce meydana gelen kazada kaybettiği ayakkabısının tekine bakınıp evvelce edindiği ayakkabısızlığın izini üzerinden atmaya çalışıyordu.Yer yer çamurlaşmış köyün yolunda yeni yağdığı her halinden belli olan yağmurun taze kokusuyla cılız bedeni oradan oraya sallanıyor,sağ ayağına batan taşları umursamamak adına kendisine yapılan şakanın bedelini çok ağır ödeteceğini mırıldanıyordu.İnce kollarını kaplayan gömleğinin kısmen çamurda kalmış tarafını nasıl gizleyeceğini düşünürken annesinden yiyeceği azarın bir ön hazırlığı gibi kendi kendine olacakları tasvir ediyordu.Sahi ne demişti annesi?Ekmek almayı unutma.Bir de...Mahallenin sümüklüleleriyle oyun oynama.Bazen kendisiyle yaşıt olan ve ondan daha iyi,daha güçlü duran çocuklara,annesinin takmış olduğu bu adın anlamına dalar;kafasında şekillenen görüntülerle aslında olanın mukayesesine girişir ve galip gelemediği bir karmaşanın ortasında kalır,en sonunda kendisini sümüklü çocuklardan sayardı.Sonuçta oyun oynaması yasak olan,kuru tahtadan farksız beli ve incecik kollarıyla güçsüz duran oydu.Kafasında yarattığı görüntünün aynısı!

    "İki ekmek,Sıtkı Amca."dedi güçsüz bir sesle.Gözleri tezgahta duran akide şekerlerine kaymıştı.Yeşil,kırmızı,sarı...Sonra ayaklarının silik ucuna.Ucu yıpranmış,ha koptu ha kopacak duran siyah kısma.Yutkundu.Gömleğinin çamurda kalan kısmı kuru bir rahatsızlık vermeye başlamıştı.Zihni binbir türlü düşünceyle işiteceği azara kayıyor;annesinin elinde patlatacağı oklavanın,bileklerine doğru kayacak olan o malum sızının yaratacağı derin izleri hissediyordu.Ekmek açarken kullanılan oklavanın müthiş bir ceza yöntemi olduğunu kavrayan gözleri ellerinin yaşayacağı o acıyı şimdiden duyuyor ve hissediyordu.Bacaksız Hasan ve yardakçısı Hüseyin 'in yüzündeki ifadeyi annesinin ayaklarının önüne atıp suçsuz olduğunu söylemek istiyordu.Fakat bostan korkuluğundan farksız olan o çocukları annesinin sopası korkutmazdı.Annesinin sopası ancak kendisini korkutur,kendisine acı verirdi.Kesinlikle o ikisine bir zarar gelmezdi.Bunu biliyordu.

    Aldığı ekmek poşetini sağ eline atıp cebinden bozuklukları çıkardı.Adamın avuçlarına bıraktığı paraların çıkardığı ufak ama insanın kulaklarında yankılanan metalik sesi duydu.Adamın onaylayan bakışları arasında kendisini dışarı atıp bir süre etrafına bakındıktan sonra yuvarlak demirlerle kaplı kapıyı itti.Bakkalın basamaklarından ikişer ikişer atlarken düşüncelerindeki sopanın sızısı daha da artıyordu sanki.Dayak yememişti henüz,muhtemelen bir on dakika daha yemeyecekti.Fakat sonra?Annesinin yerin atlından fırlamış öfkeli bir yılan gibi sokacak bakışları ve evdeki küçük kız kardeşinin her şeyden habersiz olacakları izlemesi eninde sonunda olacaktı.Kendinden bağımsız meydana gelen bir olaydan ötürü hem de!

    Umutsuzca gözlerini sildi.Ağlayıp sızlamak bu saatten sonra kâr etmezdi.Dişlediği dudaklarıyla birlikte çamurlu yolu adımlaya koyuldu.Sokağın sonundaki mavi demir kapının önünde duran,kangala benzeyen,köpekten korkarak taş duvara dayanıp yavaş yavaş ilerlemeye,havadaki toprak kokusuyla mayışan düşüncelerine bir anlam veremeden nefeslerini düzeltmeye çalıştı.İşte o an ekmek poşeti çocuk için hazin bir son bulup çamura düştü.Kaygılı gözlerle etrafına bakan zavallı,hızla ekmeği yerden alıp gömleğinin alt kısmıyla silmeye koyuldu.Zaten çamur lekesiyle dolan gömleğin ona bir yararı olmayacaktı.Bunu biliyordu.Yine de kendine kızıp bir şeylerin üzerini kapatmaktan da alıkoyamıyordu.Gün içerisinde meydana gelen bunca şeyden ötürü ceza alacak ve canı yanacak olanın o olduğunu anlamak,bilmek tarifsiz bir korkuyla kalp atışlarını hızlandırırken sakin olamıyordu.Sık sık derin nefesler alıyor,titreyen elleriyle ekmeğe bulaşan çamurları temizlemek için üstün bir çaba sarf ediyordu.Bir işe yaramadığını bilerek...Hüngür hüngür ağlayarak kat ettiği yolun ardından evlerinin dış kapısını açtı.Ekmek çamur içinde,gömlek çamur içinde,eller çamur içinde...

    Avlunun girişinde,taş duvarların kenarında duran çeşmenin başında bir yığın insanın bekleştiğini gördü.Kimi eliyle ağzını kapatmıştı kimi de kaşlarını çatıp bir şeyler mırıldanıyordu.Bazılarının ise gözleri yaşlarla dolmuş bir vaziyette yere çöktüğünü görmüştü.Anlamadı.Onun yerine elindeki poşeti sıkı sıkıya kavradı.Ürkek adımlarla çeşmeye doğru ilerledi.Ayağının altında ezilen toprağın yumuşaklığını bütünüyle duyumsadığı bir anda yerde boylu boyunca uzanan bir beden gördü.Şişkin kolları sağ yana yatmış,gözleri kocaman açık,ayaklarındaki lastik ayakkabılar birbirine girmiş vaziyette bir beden...Annesi.Ve annesinin yeleği.

    Çamur içinde kalmıştı...


    Ocak 08,2017
    Şule Akçay
  • Belki de insanoğlu ve insankızının kırmızı renge olan tutkusu, ölüme kafa tutuşun bir simgesi olarak ortaya çıkmıştı? Kanın rengi sarı ya da yeşil olsaydı, tutkunun rengi de kırmızı olmayacaktı belki
  • Etiyopyalılar tanrılarını siyah ve küçük burunlu yapar; Trakyalılarsa kendilerinkinin mavi gözlü ve kırmızı saçlı olduğunu söyler. Evet ve öküzlerin ve atların elleri olsaydı, elleri ile resim yapabilselerdi, atlar tanrılarının biçimini at gibi, öküzler öküz gibi çizerdi...
    Carl Sagan
    Sayfa 37 - Ayrıntı