Gerçekte, mutluluğun gizi de budur: Bütün izlenimlerimizin ve ifadelerimizin uyacağı bir tutum, bir üslup, bir kalıp bulup benimsemek.
Tutarlı, kapsamlı ve canlı bir kalıba göre yaşanmış her hayat klasik bir hayattır.
Kader, kendini bırakmak ve hayatı eksiksiz yaşamaktır. Ancak bundan sonra açık, anlamlı ve olumlu bir nitelik kazanır kader. Kader, bilmeden yaptığımız, kendimizi bıraktığımız şeydir. Bir anlamda her şey kaderdir: Hiçbir zaman ne yaptığımızı bilemeyiz. İçimizi belli belirsiz kemiren akılcı bir duygu vardır, işte bunu elimizden geldiğince geliştirmeliyiz. Bilincimizin dışında kalan şeyler kaderdir.
Levi "anıların" nesnelerle ve öbür insanlarla yüz yüze geldiğimiz, kendi kimliğimizin en çok farkına vardığımız anlar olduğunu söylüyordu. Anıların bizi bu kadar mutlu etmesi bu yüzden olmalı, çünkü anılarda dünyaya uyanışımızı, dünyayı tanıyışımızı yeniden yaşarız.
Hayatın senden ve oynadığın oyundan ibaret olduğu, dünyanın ne olduğunu henüz anlamadığın o çocukluk haline dönmüş gibisin. Bir şey sona ermek üzere. Peki sonra?