"Köyün muhtarı Abdülatif Sobih'i tanıyordum," diyor Haham Jeremy. "Köyü en son o terk etti. Üç beş parça eşyasını bir kamyona yüklerken ağlıyordu, bir süre kuzenlerinin yanında kalacaktı, daha sonra nereye gideceğini bilmiyordu... Ailesi hep bu köyde yaşamıştı, burası onun yurduydu; bana demişti ki şimdi mülteci oldum ya, artık ölmekten başka çarem yok. Tahmin edersiniz, bir köylüyü köklerinden koparmak, onu ağaçsız, kupkuru yoksul bir kamp içinde dört duvar arasına hapsetmek, onun doğayla, ekip biçtiği ana toprağıyla, ona değerli yağmurlarını veren gökyüzüyle, zorluklarına rağmen efendisi olduğu şu kır yaşamıyla ilişkisini kesmek, onu öldürmek demektir; çünkü yaşaması için artık hiçbir neden yoktur."