Kitabın konusu ve işleyişi dönemiyle bakıldığında işlevsel ve akıcı fakat çeviri berbat olduğundan hiç zevk alamadım. Diğer yayınevleriyle kıyaslayınca arada çok fark olduğu bariz ortada.
Yavandı. Yasemin'in ölümüyle başlayan kitap yine Yasemin'in ölümüyle sonlandı. Aralarda Zeynep'in, Didem'in ve Yasemin'in aşk ve iş hayatlarını okuduk.Klişeler üzerine kuruluydu. Elbette yatılıda ailesiz okuyan kızların psikolojik problemleri olabilir ama zaten Zeynep'in hayatlarına bu kadar müdahil olmalarına izin vermeleri sağlıklı değildi. Zeynep'in çocuk sahibi olamaması üzerine kocasının onu bırakması ve çocukla ailesinin düzelmesi, Yasemin'in çarpık ve aldatmaya dayalı ilişkisi, Didem'in tipik kaynana sorunu ve bununla yüzleşmeden konunun kapanması, olayların havada kaldığını gösteriyordu. Arada güncel olaylara değinilerek öylesine yazılmış gibiydi. Okuyarak vakit kaybetmemenizi öneririm.
3 Kadın 1 Ölüm 1 SırLütfiye Pekcan · Alfa Yayıncılık / Roman Dizisi · 201525 okunma
Kitap genel olarak akıcıydı. Bir günde okuyup bitirdim. Mustafa ve Mesude'nin evlat acısını derinden hissedebildim okurken. Zülfü Livaneli daha önce yaptığı gibi bu kitapta da göçmenler üzerinde durmuş ve güncel olayları da eklemekten hiç çekinmemiş ve bu da hikayeyi daha inanılır kılmış. Mesude ve Zilha'nın arasındaki iletişime, duygusallığa hayran kaldım. Anlatım meşhur kıssalarla ve hikayelerle desteklenmişti. Ben beğendim kitabı, okuyacaklara iyi okumalar dilerim.
Balıkçı ve OğluZülfü Livaneli · İnkılap Kitabevi · 202436,5bin okunma
Sinem Ataklı İlk kitaptan daha sakin ve duygusal geçen bir kitaptı. Lilah'ın gerçek kimlikleri ortaya çıktığında tekrar yolculuğa çıktılar ve bir sürü gerçekle karşılaştılar. Bu noktada özellikle bir karakterde çok yoğun olsa da diğerlerinde de olup bitenlerin çok fazla olduğunu ayak uyduramadığını ifade eden duygusal tasvirler çok fazlaydı bana kalırsa. (Spoiler ->) Doriana'nın silah almaya gittiklerindeki güç gosterisi abartılıydı. Kitap genelinde sürekli güç gösterisi yapılıyordu özellikle kadınlar üzerinden. Daha gizli bir mesajla verilseydi bu kadar göze batmazdı. Ya da ataerkil ve anaerkil düzenle yönetilen iki hanedanın kavgalarının altı daha boştu. Beni en en rahatsız eden durum, Audra'nın Ophelle ile savaşmaya giderken Batı Ardel öğrenci askerlerle karşılaşması, ayak üstü Bethany'yi ikna ederek pusu kurdurtmasıydı. Evet, belki onlar olmasa da yenerlerdi ama çok geçiştirilmiş bir sahneydi. Hakim bakış açısıyla yazıldığı için Vytara'nın gelişini de görmemiz, en azından Audra'nın geldiklerini vaktinde öğrenmesi gerekirdi. Kan gülleri de ilk kitapta sık sık bahsedilmesine rağmen çok epik bir sahneyle yazılmamıştı. 2417 serisini okuyanlar fark ederler belki, bazı isimler fonetik ve karakterin fonksiyonu olarak benzer seçilmiş gibiydi :) Andrew ve Ender, Bethany ve Beliz, bindikleri geminin adı Erwyn, Kuzey ve Corridan... Sahnesel açıdan da benzerlikler vardı. Nemesis ile dövüşürken Ervin'in aldığı serum, Ophelle ile dövüşürken Audra'nın kan güllerini kullanması gibi. Bütün bunların dışında kendini okutan bir kitaptı. Belki de ben 2417'den sonra beklentimi çok yükseltmiştim bilemiyorum. Yine de bir günden daha kısa bir sürede okuyup bitirdim kitabı. Yazarın da emeklerine sağlık. İyi okumalar.