Bir idam mahkumunun son günü.. yazıp yazıp siliyorum hissettiklerimi. Victor Hugo o kadar güzel işlemiş ki duyguları idamı bekleyen benmişim gibi hissettim. Çaresizlik, ölüm korkusu, geride bıraktığın yaşamların bundan nasıl etkileneceği, toplumun onlara neler hissettireceği, 5 dakika yaşamak için bile neler verilebileceği..
Hepimiz elbet bir gün öleceğiz ama ölüm gününü, saatini bile bile o stresi yaşamak.. ve tabiki ‘umut’. Açlık oyunlarında Başkan Snow’un dediği gibi “umut korkudan güçlü tek duygudur.” Hele ki bir idam mahkumunun elinde kalan tek duyguysa. Son ana kadar bir umutla beklemek ama sonunun değişmemesi..
İnsan bu korkuyu yaşarken halkın idama karşı tutumu da bence iğrençti. Bir insanın yaşamı elinden alınırken nasıl umursamaz ve mutlu olunabilir ?
Kitapta halkın idama karşı gülmesini, heyecanla beklemelerini okurken aklıma Rıfat Ilgaz’ın
Hababam Sınıfı’nı yazdıktan sonra röportaj sırasında sorulan bir soruya verdiği cevap geldi. Neyse spoiler vermek gibi olmasın hem kitabı hem röportajı okursanız belki sizde benim gibi benzerlik bulabilirsiniz.
İyi okumalar.. :)