Kitaplar Kalp Kırmazlar

Kitaplar Kalp Kırmazlar
@maviyildiz
Dünya Sahtekârlarla Doludur Azizim... İnsanlar Birbirini Kırar, İncitir... Bizim O Koca Koca Kitapları Devirmemiz, Hep İki Satır Samimiyet Bulmak İçindir...
24 okur puanı
Ağustos 2017 tarihinde katıldı
Çiçeklerin hepsinin solduğunu görmüşler. Garip olan bir şey yokmuş sonuçta toprakta değildiler. Ama garip olan çok fazla çiçek olmasıymış. Garip bir biçimde çadırın boyutundan daha fazla çiçek varmış çadırda. Kimse bir anlam verememiş ama kurcalamamaya karar vermişler. Bir gece hava çok kötü bozmuş şimşekler yıldırımlar çakmaya başlamış. Bardaktan boşanırcasına yağmur yağmış. Tüm kabile ayaklanmış ne olduğunu anlamaya çalışmış. Sonra bir kuş sürüsünün bunlara doğru geldiğini görmüşler. Bir kartal sürüsünün. Herkes koşarak kaçışmaya çalışmış çünkü kartallar o kadar fazlaymış ki
Kitaplar Kalp Kırmazlar
Devamını yazmadınız mı acaba. Yoksa ben mi gözümden kaçırdım
Reklam
Deli Hüseyin Paşa
4. Murat dönemidir... Kimine göre Bursa'nın Yenişehir'inden, kimine göre de Kastamonu'dan gelen Hüseyin adlı bir Türk delikanlısının şansı yaver gitmiş; Osmanlı Sarayı'nın "odun" işlerine bakmaya başlamıştır. Saray'daki ünvanı da "Zülüflü Baltacı"dır. Hüseyin, işini hakkıyla yapar. Okumuş değildir. Anadolu Türkünün fazla okumasına zaten gerek de yoktur; o, bunu bilir... Devlete okumuş, güvenilir adam yetiştirmenin yolu bellidir.: Enderun! Saray'ın bağdırndaki Enderun'a yeteri kadar Hıristiyan çocuğu alıp, okutarak "adam edip", onları yeri geldikçe devletin makamlarında kullanmak bir Osmanlı yasasıdır. Türk'e ne gerek vardır! Oduncu Hüseyin, Anadolu'nun bozkır çiçeği ile bezeli özgür yaylalarında büyümüş; arı-duru havasını solumuş; güreş tutarak eğlenmiş, pazusu kuvvetli bir Türk delikanlısı idi. O kirlenmemiş bir bozkır rüzgarıdır, Saray'ın boz bulanık atmosferinde esen! Zeka gücüne itibar edilmediğine göre; o da, pazu gücüne önem veriyordu. Başka "Zülüflü Baltacılar"ın iki seferde taşıyacağı odunu o, bir defada taşıyordu... Bu hareketlerinden dolayı adı deliye çıkmıştı. Odunu fazlaca taşıyor, saatlerce yorulmadan odun kırıyordu; ama, aklı hep İran'dan gelen yay'da idi... İran Elçisi, Osmanlı'ya "armağan" olarak bir kurulu yay getirmiş: "Bu yayın kirişini çıkarıp, tekrar kuracak bir yiğit, Osmanlı mülkünde acep var mıdır?" diye bir soru ortaya atarak, armağanını vermişti! Elçi, bu yayı Osmanlı mülkünde kimsenin çekemeyeceğini sanıyordu. Yay, İran'da hazırlanmıştı... İran bu yayı, "armağan" bahanesiyle Osmanlı'nın kucağına atmakla; Osmanlı'nın başına bir büyük dert sardığının farkındaydı... Gerçekten, İstanbul ve çevresi aranmış, taranmış ama; bu yayı değil bozup kurmak; kirişini bile oynatacak bir yiğit bulunamamıştı! Bu uğursuz yayı çekecek biri
Kitaplar Kalp Kırmazlar
Çok teşekkürler aydınlattığınız için
Deli Hüseyin Paşa
4. Murat dönemidir... Kimine göre Bursa'nın Yenişehir'inden, kimine göre de Kastamonu'dan gelen Hüseyin adlı bir Türk delikanlısının şansı yaver gitmiş; Osmanlı Sarayı'nın "odun" işlerine bakmaya başlamıştır. Saray'daki ünvanı da "Zülüflü Baltacı"dır. Hüseyin, işini hakkıyla yapar. Okumuş değildir. Anadolu Türkünün fazla okumasına zaten gerek de yoktur; o, bunu bilir... Devlete okumuş, güvenilir adam yetiştirmenin yolu bellidir.: Enderun! Saray'ın bağdırndaki Enderun'a yeteri kadar Hıristiyan çocuğu alıp, okutarak "adam edip", onları yeri geldikçe devletin makamlarında kullanmak bir Osmanlı yasasıdır. Türk'e ne gerek vardır! Oduncu Hüseyin, Anadolu'nun bozkır çiçeği ile bezeli özgür yaylalarında büyümüş; arı-duru havasını solumuş; güreş tutarak eğlenmiş, pazusu kuvvetli bir Türk delikanlısı idi. O kirlenmemiş bir bozkır rüzgarıdır, Saray'ın boz bulanık atmosferinde esen! Zeka gücüne itibar edilmediğine göre; o da, pazu gücüne önem veriyordu. Başka "Zülüflü Baltacılar"ın iki seferde taşıyacağı odunu o, bir defada taşıyordu... Bu hareketlerinden dolayı adı deliye çıkmıştı. Odunu fazlaca taşıyor, saatlerce yorulmadan odun kırıyordu; ama, aklı hep İran'dan gelen yay'da idi... İran Elçisi, Osmanlı'ya "armağan" olarak bir kurulu yay getirmiş: "Bu yayın kirişini çıkarıp, tekrar kuracak bir yiğit, Osmanlı mülkünde acep var mıdır?" diye bir soru ortaya atarak, armağanını vermişti! Elçi, bu yayı Osmanlı mülkünde kimsenin çekemeyeceğini sanıyordu. Yay, İran'da hazırlanmıştı... İran bu yayı, "armağan" bahanesiyle Osmanlı'nın kucağına atmakla; Osmanlı'nın başına bir büyük dert sardığının farkındaydı... Gerçekten, İstanbul ve çevresi aranmış, taranmış ama; bu yayı değil bozup kurmak; kirişini bile oynatacak bir yiğit bulunamamıştı! Bu uğursuz yayı çekecek biri
Kitaplar Kalp Kırmazlar
Kaynağını öğrenebilir miyim