Nazlıcan Maydos

Nazlıcan Maydos
@maydos
9/10
·288 syf.··
2023 25. kitabı
“Pirenelerin ardında İspanyol işçiler faşist mermilerle devriliyordu ama onların kanının bedelini Fransız canlarıyla, benim olmayan tek bir canla ödeyebilir miydim? Toplama kamplarında Yahudiler sinekler gibi geberip gidiyordu ama onların cesetlerini Fransız köylülerin masum bedenleriyle takas etmeye hakkım var mıydı? Kendi kanımla canımla ödeyebilirdim ama başka insanlar cebimdeki bozuk para değillerdi. Hangi yüce düşünce onları karşılaştırmaya, sayı gibi saymaya cüret edebilir?” Bir yandan kendi varoluşluyla cebelleşen bir yandan da gittikçe artan II. Dünya Savaşı’nın şiddetinin içinde her şeyiyle başka bir dünya üretmeye çalışanların, fedakarlıkların, dünyanın ve zamanın gerçekliğinden kaçmaya çalışırken kendilerini tam da bu gerçekliğin baş aktörü olarak bulanların, değişen ve dönüşenlerin hikayesi Başkalarının Kanı. Roman, burjuva ailesinin ona sunduğu imkanları, kendi iç yüzleşmesiyle reddedip direniş hareketine katılan Jean ve kişisel arzularına, özgürlüğüne düşkün, hayatı heyecanlardan ibaret gören Helene’in ilişkileri etrafında kurgulanmış olsa da sadece onların hikayesi demek haksızlık olur. Kişisel mutluluk ve tatminin kolektif mutluluk ve tatmin ile çarpışmasını, bu ahlaki ikilemin her karakterde nasıl hayat bulduğunu ve içsel sorgulamalarını çok dürüst bir şekilde işlemiş Beauvoir, anlatımı öyle çok yönlü ve gerçekçi ki okurken bazen kalbimin sıkıştığı, biraz ara verip üstüne düşünme ihtiyacı hissettiğim pek çok an oldu.
Başkalarının KanıSimone de Beauvoir · Everest Yayınları · 2023379 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Yaşamın sancısını sadece yetişkinler mi çeker?
7/10
·260 syf.··
2024 31. kitabı
Jeffrey Eugenides’in ilk romanı Bakir İntiharlar’ı çok kısa anlatmak istesem “biz olma hali’’ diyebilirdim. 1970’li yıllarda Michigan’da öğretmen bir baba ve dindar bir annenin çocukları olan 5 genç kıza “Lisbon kızlarına” neredeyse takıntı derecesinde tutkun bir grup genç oğlanın onları tanıma, anlama ve kendilerince onları kurtarma çabaları. Üstelik bu öylesine bir takıntı ki aradan geçen 25 yıl, Lisbon Kızları’nı unutmaya yetmiyor ve hikayeyi bu gençlerin 40’lı yaşlarından dinliyoruz. Daha romanın ilk sayfasında bu hikayenin sonunu öğreniyoruz; bu beş genç kız aynı yıl içinde intihar edecekler. Peki onları bu noktada getiren ne? Yavaş yavaş bu oğlanların gözünden Lisbon kızlarının mutsuzluklarını, yalnızlıklarını izliyoruz. Bu hikayenin anlatıcısı kim, hangi genç, hiçbir zaman bilemiyoruz. Tıpkı alışık olduğumuz hikayelerdeki gibi esas kız hangi Lisbon kızı, buna da hiçbir zaman karar veremiyoruz. Romanın güzelliği ise buradan geliyor. Bu yüzden bazen kendimizi o evi gözetleyip içeride neler olduğunu anlamaya çalışırken buluyoruz, bazen ise Lizbon kızlarının odasında, onlarla beraber bu melankoliyi paylaşırken, hayatta var olmaya çalışırken. “Evlerinin içinde mahkumdular; dışarıda ise cüzzamlı. Ve bu yüzden dünyadan saklandılar, birinin—bizlerin—onları kurtarmasını bekleyerek.” Bakir İntiharlar’ın yazarın aslında yazma yöntemlerini, dilini kendince keşfetmeye çalıştığı ilk eseri olduğunu düşünerek, okuma zevkini çok daha yükseklerde yaşatan Middlesex’i sonra okumuş olmak isterdim. Sofia Coppola’nın film uyarlaması da romandaki ana temaları, harika müziklerinin de etkisiyle oldukça iyi yansıtıyor.
Bakir İntiharlarJeffrey Eugenides · Domingo Yayınları · 20161,423 okunma
Farklı bir bakış açısı
6/10
·208 syf.··
2024 25. kitabı
Jean-Louis Fournier - Dul Ölümsüz Eş Arıyor. ‘’Ben hep başkalarının ölümünün daha kötü olduğunu düşünmüşümdür. Hayatta hep ilk olmaya çalıştım. Bencilce ölen ilk ben olurum diye düşündüm. Etrafımda seni seviyorum diyebileceğim kimsenin kalmamasına üzülmemek için. Ben hep başkalarının ölümünden korkarak yaşadım; annemin, eşimin, kedimin…Ölmeden önce hayata tutunmama yardımcı olan hep kadınlardı. En büyük kusurları doğada çözünebilir olmalarıydı.’’ Artık belki de hayatının sonlarına gelmiş bir adam, ölümün korkutucu yüzünü görmek yerine, çok alıştığı, onsuz çok eksik hissettiği eşi Sylvie’ye kavuşma fırsatı olarak görmeyi tercih ediyor ölümü, üstelik bunu anlatırken de bazen yolun sonuna gelmiş olma hissinin ağırlığını içimizde hissederken, bununla yüzleşmekten başka çaremiz olmadığını kabullenip eğlenmeye bakıyoruz Fournier’in anlatımıyla. Mezarlıklar en çok sosyalleştiğim alan diyor Fournier hem altındakilerle konuşuyorum hem onları ziyarete gelen dostlarımla:) Eskiden çok önem verdiğimiz bazı şeyler, mesleğimiz, sınırlarımız, hayattaki çizgilerimiz, ben böyleyim diyerek kendimizi ortaya koyup sıkı sıkı benliğimize sarılmamız hem yaş aldıkça, sevdiklerimizi kaybetmeye başladıkça o kadar da önemli gelmemeye başlıyor. Sylvie olmadan her yanının, her şeyinin eksik olduğunu anlatan, biz birbirimize mecburuz diyen Fournier Sylvie’yi aldatmış olmanın, üstelik defalarca, pişmanlığını yaşıyor. Sylvie ölmeseydi de aynı şeyi hisseder miydi? Belki de hissediyordu ama Sylvie en nihayetinde onun hep yanındaydı ve o böyle biriydi kendi tarifiyle bir demir tozu, mıknatıslar tarafından sürekli çekiliyordu, istemsizce. Yakından Sylvie gibi o da doğada çözünecek, hepimizin ‘kusuru’ doğada çözünmek. Ölmenin ne kadar farklı bir tarifi. Çok basitçe, kağıt gibi, yıllarca özenle
Dul Ölümsüz Eş ArıyorJean-Louis Fournier · Yapı Kredi Yayınları · 2024958 okunma