Jean-Louis Fournier - Dul Ölümsüz Eş Arıyor.
‘’Ben hep başkalarının ölümünün daha kötü olduğunu düşünmüşümdür. Hayatta hep ilk olmaya çalıştım. Bencilce ölen ilk ben olurum diye düşündüm. Etrafımda seni seviyorum diyebileceğim kimsenin kalmamasına üzülmemek için. Ben hep başkalarının ölümünden korkarak yaşadım; annemin, eşimin, kedimin…Ölmeden önce hayata tutunmama yardımcı olan hep kadınlardı. En büyük kusurları doğada çözünebilir olmalarıydı.’’
Artık belki de hayatının sonlarına gelmiş bir adam, ölümün korkutucu yüzünü görmek yerine, çok alıştığı, onsuz çok eksik hissettiği eşi Sylvie’ye kavuşma fırsatı olarak görmeyi tercih ediyor ölümü, üstelik bunu anlatırken de bazen yolun sonuna gelmiş olma hissinin ağırlığını içimizde hissederken, bununla yüzleşmekten başka çaremiz olmadığını kabullenip eğlenmeye bakıyoruz Fournier’in anlatımıyla. Mezarlıklar en çok sosyalleştiğim alan diyor Fournier hem altındakilerle konuşuyorum hem onları ziyarete gelen dostlarımla:) Eskiden çok önem verdiğimiz bazı şeyler, mesleğimiz, sınırlarımız, hayattaki çizgilerimiz, ben böyleyim diyerek kendimizi ortaya koyup sıkı sıkı benliğimize sarılmamız hem yaş aldıkça, sevdiklerimizi kaybetmeye başladıkça o kadar da önemli gelmemeye başlıyor. Sylvie olmadan her yanının, her şeyinin eksik olduğunu anlatan, biz birbirimize mecburuz diyen Fournier Sylvie’yi aldatmış olmanın, üstelik defalarca, pişmanlığını yaşıyor. Sylvie ölmeseydi de aynı şeyi hisseder miydi? Belki de hissediyordu ama Sylvie en nihayetinde onun hep yanındaydı ve o böyle biriydi kendi tarifiyle bir demir tozu, mıknatıslar tarafından sürekli çekiliyordu, istemsizce. Yakından Sylvie gibi o da doğada çözünecek, hepimizin ‘kusuru’ doğada çözünmek. Ölmenin ne kadar farklı bir tarifi. Çok basitçe, kağıt gibi, yıllarca özenle