Juliette'i kapıya dayadı, elleriyle boynunu iki yanından tuttu ve teninin ateşli, șekerli kokusuna yaklaşabildiği kadar yaklaştı. Juliette'in dudaklarından şaşkınlık dolu hafif bir ses çıktı ama aynı derin öfkeyle, sanki bunu sisteminden ancak bu şekilde çıkarabilirmiş, bu yaptıklarının hiçbir anlamı yokmuş gibi Roma'yı öptü.
İkisinin hiçbir anlamı yokmuş gibi.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ama Juliette oradaydı. Savaş alanını inceleyen bir intikam meleği gibi cesetlerle dolu bir tren kompartımanında yanağında kan lekeleriyle dimdik ayakta duran tek kişi Juliette'ti.
O anda hiçbir șey umurunda değildi. Şehir, kan davası, tüm öfkesi ve hiddeti ve, intikam hissi silinip yok oldu. Düşünebildiği tek șey Juliette'ti, onun öldüğü, ölmek üzere olduğuydu ve buna izin veremezdi. İçinde gömülü olan bir yanı onu öldürmenin kendi görevi olduğundan emindi ama o anda ortaya çıkan yanı buna dayanamıyordu. Orada ve o anda ölemezdi.
"Ölme," diye fısıldadı titrek bir sesle. "Ölme."