Müdürün odasına gittiğimizde mübaşir beni ona emanet etti. Bu bir değiş tokuştu. Müdür kendisine teslim etmesi gereken bir av olduğunu belirterek onu geri dönen arabayla Bicêtre götürmesi için biraz beklemesini rica etti. Bu kişi kuşkusuz bu akşam işgal edemeyeceğim saman yığanının üzerinde yatacak olan yeni mahkûmdu.
Adliye Sarayı'nın halka açık koridorlarında yürürken, kendimi âdeta özgür ve huzurlu hissettim; ama önümde sadece mahkûm edenler ve mahkum edilenlerin girebildiği basık kapılar, gizli merdivenler, iç dehlizler, boğucu uzun koridorlar belirdiğinde bütün kararlılığım kayboldu.
O büyük merdivenin, o simsiyah şapelin, o kasvetli giriş kapılarının görüntüsü kanımı dondurdu. Arabayla birlikte yürek atışlarımın da duracağını sandım.
Mezbahaya götürülenin bir koyun ya da sığır olmasına bağlı olarak onlara bir para kesesi atmak gerekiyordu; ama bir insan kellesi için geçiş ücreti ödenmezdi.