Melantha Lyra

Melantha Lyra
Kitapları dost edinen bir okur
Üstelik yazdıklarım belki de boşa gitmeyecek. Fiziksel olarak dayanabileceğim güne kadar her saati, her dakikayı, maruz kaldığım her işkenceyi anlatacağım bu ıstırap günlüğü, hissettiklerimin zorunlu olarak tamamlanmamış, ama mümkün olduğunca bitirilmeye çalışılmış bu öyküsü derin bir bilgiyi aktarmayacak mı? Can çekişen düşüncenin bu tutanağı, acıların giderek artan bu gelişimi, bir mahkûmun bu entelektüel otopsisinde mahkûm edenler için çıkarılacak birden fazla ders olmayacak mı? Bu yazılanlar düşünen bir insanın başını bir başka sefer adaletin terazisine atarken ellerindeki gücü belki de daha insaflı kullanmaya yöneltmeyecek mi? Belki de o zavallılar bir ölüm kararının hızla infaz edilmesi sürecinin peş peşe ve yavaş yavaş yaşanan işkencelerini hiç akıllarından geçirmemiş olabilirler mi? Yok ettikleri insanın bir zekası, hayata güvenen bir aklı, ölüme hazır olmayan bir ruhu olduğunu hiç düşünmemişler midir? Hayır. Bütün bunlarda üçgen bir bıçağın yukarıdan aşağıya inmesinden başka bir şey görmüyor, bir mahkûmun bu kararın öncesinde ve sonrasında bir hayat sürdüğünü kuşkusuz düşünmüyorlar.
Sayfa 10
Alıntı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kendi kendime: -Madem yazma imkânım var, neden yazmayayım? diye sorduktan sonra kendimle sohbeti sürdürdüm: Ama ne yazacağım? Çıplak ve soğuk dört taş duvar arasında, ayaklarım özgür olmadıktan, gözlerim ufku görmedikten sonra, bütün günümü kapımın gözetleme deliğinden karşısındaki kasvetli duvara düşen beyaz lekenin yavaşça ilerleyişini gayriihtiyari seyretmekle geçirirken ve az önce anlattığım gibi cinayet suçu ve ölüm cezasından başka hiçbir şeyi düşünemezken, bu dünyada artık yapacak hiçbir şeyi olmayan biri olarak söyleyecek bir sözüm var mı? Bu boş ve pörsümüş beynimde yazmaya değer bir şeyler bulabilecek miyim?
Sayfa 10
Alıntı
Her pazar, ayinden sonra havalandırma saatinde avluya çıkmama izin veriyorlar. Orada mahkûmlarla sohbet ediyorum; yapacak başka bir şey yok. Bu iyi niyetli sefil insanlar bana o dehşet verici marifetlerini anlatıyor ve yaptıklarıyla övünüyorlar. Kendi deyişleriyle bana ağır muhabbeti, argo konuşmayı öğretiyorlar. Bu, genel konuşma diline iğrenç bir tümör, bir siğil gibi eklemlenmiş bir dil. Bazen ilginç bir tutarlılığı, bazen de ürkütücü bir özgünlüğü var: Döşemede salça var (sokakta birbirlerini bıçaklıyorlar), dulla evlenmek (asılmak), sanki darağacının ipi bütün asılanların dul karısıymış gibi. Bir hırsızın kafasının iki ismi var: Düşünür, akıl yürütür, suça teşvik ederse zekâ küpü; cellat keserse kütük. Bu dile bazen de bir vodvil havası hâkim olur: kaşmir palto (eskici küfesi), yalancı karı (dil) ve her an, her yerde nereden çıktığı belli olmayan ilginç, gizemli, çirkin ve iğrenç sözler duyulur: kasap (cellat), mevta (ölü), mezbaha (infaz meydanı). Kurbağaya, örümceğe benziyorlar. Bu dili konuştuklarını duyan biri kendisini sanki karşısında bir paçavra yığını silkeleniyormuş gibi kir ve toz içinde kalmış hisseder.
Sayfa 9
Alıntı
Camsız pencerelerde bir kürek mahkûmunun ya da bir delinin solgun yüzünü yasladığı iç içe geçmiş kalın demir çubuklar görülür. Bu hayatın yakından görünüşüdür.
Sayfa 8
Alıntı
İdam mahkûmu! Tamam, neden olmasın? Insanları, içinde işe yarayan tek şeyin şu cümle olduğu bir kitap okuduğumu hatırlıyorum, insanların hepsi belirsiz bir süre için ertelenen ölüm cezasına mahkumdurlar. O halde durumumda nasıl bir değişiklik oldu ki? Hakkımda verilen karar açıklandığından beri, uzun bir hayata hazırlanan kaç kişi öldü! Genç, özgür ve sağlıklıyken, kafamın Grève Meydanı'na düşeceği günü göreceklerini sanan kaç kişi benden önce öldü! Şu an açık havada özgürce nefes alıp veren, keyiflerince dolaşan kaç kişi benden önce ölecek!
Sayfa 7
Alıntı