Murat Can

Murat Can
@mcanyoldas
Umutlarımı sakladığım yerde unuttum; geriye dönmek zor çok yollar aştım, bir çok yara aldım yeni düşünceler edindim aslında bir çok düşünceler edindim bir çok acıya ortak oldum kimseyi küçümsemesem de küçümsendim hor görüldüm! nezaketim yerindeydi ne kadar kötü insan olsada "annemin içime örgü gibi işlediği bu merhametim hiç bir zaman sökülmedi" iyi şeyler olsun istedim hep lakin bu arzular artık yaşadığım hayatın cabası kötülüklerin makarası
Reklam
masada bir fotoğraf vardı. ormanda bir kıza sarılmıştım. kız bana sarılmıştı. uzun siyah saçları vardı. altında ekoseli bir etek, üzerinde gömlek vardı. ben kot giymiştim. üzerimde kazak vardı. kameraya bakıyor, gülümsüyorduk. arkada, uzaklarda bir araba vardı. ona gidecektik poz verdikten sonra. o araba, bambaşka yerlere gidecekti. ama o an, sadece orada durmuş, birbirimize sarılmış ve kameraya dönerek gülümsemiştik. masada bir fotoğraf vardı. deniz kenarındaydık. bir arabanın etrafında ateş yakmaya çalışıyorduk serseri arkadaşlarımla. karanlık çökmek üzereydi, hava soğuktu ve ateş yakmalıydık. bagaj açıktı. olasılıkla içi içki doluydu. saftık... karanlık çökmek üzereydi, ateş yakmalıydık ve yakamıyorduk. velhasıl, birlikteydik. kim korkardı karanlıktan o zamanlar... gülümsüyorduk. masada bir fotoğraf vardı. doğrusu, eski bir okuldan bozma kazıevindeydim. arkadaşlarla oturmuş, içiyorduk. arkada sarışın bir kız vardı. beni sevme ihtimali vardı. sevmedi. olsundu... öyle olsundu. ne de olsa oradaydık, içiyorduk ve gülümsüyorduk. masada bir fotoğraf vardı. annemle babamın ortasındaydım şımarmıştım. bana sarılmışlardı. onların çocuklarıydım. benden beklentileri vardı. ümitleri vardı. gurur duyuyorlardı benimle. mutlu olmamı istiyorlardı. oradaydım, tam ortalarında. güvendeydim. onlar yanımda olduğu sürece kimse zarar veremezdi bana. mutluyduk, benden umutluyduk, gülümsüyorduk. masada bir fotoğraf vardı. bir göl kenarındaydım. tek başımaydım fotoğrafta. kirli sakallıydım. oturmuş, sigara içiyordum. ne çok saçım varmış eskiden... ve ne kadar güzel bakıyormuşum. çok kötü şeyler görmemiştim henüz hayatta. ondandı sanırım güzel bakışım. hatırlıyorum, sevgilim çekiyordu fotoğrafı. aşıktım. gülümsüyordum. o beni sevdiği sürece, mutlu olacaktım. o benim ne zaman
Çocukluğumuzun pazar sabahı
bir zamanlar aile ile yapılan kahvaltıydı bir çoğumuz için. annenin yaptığı yumurta kokusu mutfaktan salona gelirken, ekmek almak için bakkala gönderilmekti pazar sabahı. yolda dönerken ekmeğin ucunu yiyip, sizden erken kalkmış arkadaşlarınızın sokakta oynadığını görmekti ve onlara kahvaltıyı yapıp geliyorum sözü vermekti heyecanlı bir sesle... büyümenin en kötü yanı da bu sanırım. pazar sabahları hep güneşli olmaz mıydı? öyle hatırlardık değil mi? bu kasvetli, gri, sessiz ve soğuk pazar sabahından yazıyorum bu griyi... özlüyorum çocukluğumu anıyorum gençliğimi. istiyorum kaybettiğim huzuru, neşeyi... çocukluğuma dair ne varsa geri istiyorum bu pazar sabahı. yine dönerken koparmak istiyorum ekmeğin ucunu, subay traşı saçlarımı istiyorum, çocuk tenimi istiyorum... formamı istiyorum, yere basınca topuğundan ışık çıkan ayakkabılarımı istiyorum ben semt çarşısından aldırdığım o eşofman üstünü istiyorum yine... benden aldığı ne varsa yılların, geri istiyorum hepsini bu pazar sabahı...
Bir elimde sigara Diğerinde vicdanım İkisinide kendi ellerimle yakarım hep Eskiden üzülürdüm mezarlıklarda Şimdi gittikçe anlıyorum taşlar üzerinde solmuş çiçekleri Toprak hep yaş taşları soğuk Hastane köşesinde simit satan büfecinin hüznü var üzerimde Ateşin var mı ?
Şiir