Gerçek tutsaklık, insanın kendi duygularının esiri olmasıdır. (Syf 235)
Sen kimsin gerçekten?
Kim olduğunu sen biliyor musun? .. Bana her şeyi anlatmana gerek yok evladım. Bilmem gerekenleri biliyorum ben. Sana bakınca nereden geldiğini ve neler yaptığını değil ne olduğunu ve ne olmak istediğini görüyorum. Olduğunu düşündüğün kimse de olmayabilirsin…
-Aras; “Ben… çok günah işledim, adam öldürdüm ben”
-Pir …… “Fakat kendini öldürme! Pişmanlık zehrin değil senin şifan olsun. Bedeninle ilgili tasarruflar bizim elimizde değil artık, ruhunu karartma. Pişmanlık ve tövbe iki kanadıdır insanın. Allah affedicidir, affetmeyi sever. Sen de kendini affet”
-Aras; geçmişte ben ..,
-Pir; “Geçmiş bir yüktür evladım, yaşadıklarınla hesaplaş elbette . Onunla hesaplaşmadan Allah’ın affını beklememelisin. Günahlarımız ve kusurlarımız bizi Allah’a yaklaştıran birer vesiledir. Bunu unutmahiç”
…. Allah’tan başkasına açılan kapıları kapattı o gece. Odanın darlığından gönlünün genişliğine bir yol buldu.. (shf239)
Pazarda, tarlada, atölyelerde çalışan talebelerin dağılmasının ardından, mescidin arka tarafında bulunan evine gitti Hoca Ahmet. Bir müddet eşi Rukiye Hatun, kızları ve oğluyla zaman geçirdi. "Hoştacım" diye seslendiği eşinin yanına oturup onunla dertleşti, karakterleri birbirinden farklı iki kızıyla şakalaştı. Büyüğüyle dergâhın işlerini, küçüğüyle atı Ablak hakkında konuştu. Küçük kızı Gevher Hoşnaz ata binmeyi çok severdi çünkü. Sonra on iki yaşındaki oğlu İbrahim'le güreşe tutuştu, eğlendi onunla. Bir süre sonra evinin bitişiğindeki atölyeşine geçti. Her gün yaptığı gibi eline aldığı keskiler ve biçaklarla kaşık oymaya başladı.
"İnsanın ailesi sığındığı bir gölgedir. Onların yokluğunu, güvenle gölgesinde oturduğu çınarın yıkıldığını hissettiğinde anlar. Evladım! Bu dergâh senin çınar ağacın olsun. Gönlünü burada gölgelendir. Burada bul kendini. Kişi kendini bulmadan başkaları onu bulursa sonu felaket olur çünkü. Başkalarından önce kendini bulanın ise sonu selamettir."