Aydın Hız

Aydın Hız

Yazar
8.3/10
17 Kişi
·
41
Okunma
·
4
Beğeni
·
915
Gösterim
"Sıkıntılı vakitler geçinceye kadar, sıkıntılara Allah için tahammül edebilmektir sabır."
Aydın Hız
Sayfa 46 - Timaş Yayınları
"Züht, kalpten sebep fikrini çıkarmak ve ellerini mülkten silkelemektir.Elinde olanı gönlünden çıkarmaktır. Sahip olduklarını terk etmen, suya savurman, ateşler de yakmandır. Züht, yangından sonra sahip olduğun küle sevinmendir..."
Aydın Hız
Sayfa 265 - Timaş Yayınları
"Acı duymadan merhamet anlaşılmazdı. Rahmet isteyebilmek için yüreği acımalıydı insanın."
Aydın Hız
Sayfa 171 - Timaş Yayınları
"Hayattan ne istediğini bilmeden, ne yaptığımızın bir önemi yok dostum. Neyi bilerek terk edersek, onun yoksulu, neyi de bilmeden terk edersek onun yetimiyiz. Dünyadan geçmek nefsin zühdü, ahiretten geçmek kalbin zühdü, kendinden geçmek ise ruhun zühdüdür. "
"Yol bir imtihandı. Yaşayarak öğreten tabiatın rahlesindeki müfredattı. Yürümek gerekiyordu.
Yol bir yumaktı. Benlik duvarını aşmak için ihtiyacımız olan malzemeydi. Nefsin uçurumundan düşmemek için iplik iplik sarmak gerekiyordu.
Yol bir düştü. Cenneti ya da cehennemi düşünmeden görülen bir aşk rüyasıydı. Uyanmamak gerekiyordu.
Yol her şeyin farkındaydı.,fakat yolcuların hepsi bunu bilmiyordu. Gönül adımlarıyla gidilen her menzil kutsaldı.
Aydın Hız
Sayfa 106 - Timaş Yayınları
"Yanmak için ilk önce tutuşmak gerekliydi. Kor ateşe dönmek için yanarken kurumuş odun parçacıkları gibi sessizce yanmalıydı;ıslak ve yaş odunlar gibi çatırdayarak değil."
Aydın Hız
Sayfa 162 - Timaş Yayınları
"İnsan, ruhlar dünyasından dünyaya düşmüş bir muhacirdir. İnsanın acıya meyli bundandır. Düşmüştü insan. Garipti çünkü. Döneceği asli yurdunun özlemiyle yanardı. Bazı insanlar, asli yurdun izlerini bulurlardı kendi ruhlarında."
Aydın Hız
Sayfa 340 - Timaş Yayınları
304 syf.
·4 günde·8/10
Kitapta tam bir zaman yolculuğu yapıyorsunuz. Günümüzden başlayarak İbn Arabi nin hayatına ordan El İdrisi'nin haritalarını nasıl parşömenlere döktüğüne tanık oluyorsunuz.
İlk defa tasavvuf okuduğum için kitap beni baya bir zorladı. anlamadığım kelimeler oldukça fazlaydı. Okuduğum şeyleri merak ettiğim için de sürekli kitaba ara verip araştırma yaptım. O nedenle beni besleyen bir kitap oldu. Uzun sürede okudum ama zevk alarak, sindirerek okudum.
Beklentimin çok üstünde bir kitap oldu. Kitapta ben tek rahatsız eden şey çok fazla devrik cümle kullanılmasıydı. Devrik cümlelerin çok olduğu kitapları nedense rahatsız edici buluyorum. Hikayenin de içine girdikçe bu rahatsızlığım minimum düzeye düştü diyebilirim.
416 syf.
·10/10
Öncelikle kitap hakkında çok mesaj almıştım.

Demek ki benim gibi herkesin tereddütleri varmış. Ama kitabın ismine aldanmayın lütfen, çok fazla emek verilmiş çok dolu bir kitap. 5 bölümden oluşuyor. Daha önce “Hayal Denizi” kitabını okumuş biri olarak yazar kitaplarında ilk bölümde okuyucuyu o kadar iyi yakalıyor ki devamını okumak için sabırsızlanıyorsunuz. Bazı Kitaplar için “film gibi” deriz okumayız da izleriz sanki. Sayfaları nasıl çevirdiğimizin farkına bile varmayız. O kadar doğal ve akıcı. Tam da film tadında. Kitapta geçen tüm şehirler sokaklar, insanlar birer birer gözünüzün önünde canlanıyor. Sonra kendinizi o çarşılarda kitap dükkanlarında çöllerde gezerken buluyorsunuz. Dönemin atmosferini çok güzel yaşatan bir kitap olmuş. “Hallacı Mansur çilesi istekleri,duaları yaşantısı. Kendini durduramayışı” çok iyi işlenmiş. Eşi Nihade’nin sabrı ve vefası göz ardı edilemeyecek şeylerden birisi. Tabi kitabın içinde Rabiatül Adeviyye Hz. ne rastlamak ayrıca memnun etti. Basra, Bağdat, Mekke, Kufe, Buhara ve daha bir çok yere seyahat ettim okurken. Yine çok naif hüzünlü içime işleyen bir kitap okudum. Bu kadar emek verilmiş bir kitabı iyi ki okudum diyorum. Ve kütüphanemde en güzel yerini aldı. Yazarın @AydınHız kalemine bereket. Daha nice kitapları olsun.
Bir kaç alıntı: “İnsanın kimi suçlayacağını kime minnet duyacağını bilememesi ne ıstıraplı bir duyguydu.”
“İnsan, acı ve ıstırapla olgunlaşmadan hamlığın acısı eritemiyordu. “
“Kaderin hangi yumağında örülmektesin?”
“Yolculuk, insanın kendi içindeki kuytuluklarından kaçması mıydı? Yoksa kendi karanlığını aydınlatması mı? Oysa kimse kendini terk edemezdi en uzak yere gitse bile. İçindeki kötüden, içindeki iyiye gidişle yapılırdı en kutlu yolculuklar.”
“Güneş nasıl kavuruyorsa
tabiatı, nasıl yemyeşil ağaçların narin yapraklarını buruşturuyorsa, aşk da Hallacı öyle kavuruyordu.”
Aydın Hız • Aşk Kapını Ben Geldim
304 syf.
·10/10
İbni arabinin arayışı ..
Araf..
Rüyalarından yola çıkarak hayalin içindeki gerçeği ve kendini bulma mücadelesi.
Yağmur damlarının usulca yaprağa düşmesi gibi bir anlatım..
İbni arabinin mi hâl dili yazara tesir etmiş yoksa yazarın hâl dili mi böyle naif bilemedim.
İbni arabinin koşurken havayı bile incitmekten korkması gibi yazarın da okuyanı incitmekten korkması ve incelikle seçtiği kelimeleri ahenk içinde dizmesi usulca dokunuyor içinize.
1.Bölümü okurken bir yağmur ferahlığı hissettim nedense..
Birinci bölüm alıntıları:

Uyku bakmaya perde görmeye bir ışıktı. Hakikate açılan bir pencere.. Göz uyurken uyanırdı bazen kalp. Gönlüne düşecek ilhamları toplamak için önce uykuya, sonra rüyaya ihtiyacı vardı.
Gaflet değildi bu uyku. Duyular aleminin ötesine uzanan gönül gözüydü.

elinde kitap, kapandı gözleri. Gözlerindeki perde, hakikate açıldı. Bir rüya gördü ibni arabi. Şerh etmek için ömrünü harcayacağı sembollerle örülü bir rüya.
Kendi aydınlığını içinde taşımayanın gündüzü beklemesi beyhudeydi. Karanlığın örtüsüne bürünene gün ne yapabilirdi ki?
İnsan en çok yurdunda kendisi olabiliyordu. Çocukluğundan itibaren toplayıp getirdiği ne varsa, sinesinde bohçalanmış bütün anıları, annesine sarıldığında ve onun kokusunu içine çektiğinde daha çok depreşti.

” Rüyalar, ruhumuza kaydedilen bir yazıdır. Onun şekilsiz alfabesini çözebilmek için, nefsimizi saflaştırmamız ve dünyevi hislerimizden arınmamız gerekli” dedi.
insanın kendi yalnızlığında büyüteceği çiçekleri olmalıydı. Bahar’ın tazeliğini, içe akıtılan gözyaşı diriltebilirdi bazen..
“Uzakları yakın eden Rabbim beni sana yabancı kılacak uzaklara savurma.! İçimde büyüttüğüm sevgimi, arayışıma perde kılma.. Hakikatin gölgesiyle avutma beni Rabbim! Sırrını göster, rüyamı hayra yor, ömrümü ardı sıra süreceğim bir işaret göster bana..”
Bulmak için aramak gerekiyordu.

1146 yılında El İdris’i tarafından çizilen haritanın farklı sebeplerle el değiştirmesi ve haritanın İbni Arabinin de rüyasına girmesiyle “Kuş nedir ? Sel nerede? Harf neyi gösterir? Ayna kimi sırlar? Ya harita ? “
diye diye rüyasının peşinden diyar diyar gezerek bir yandan içindeki hakikati arama yolculuğu diğer yandan da gittiği yerlerde etrafındakilere hakikati anlatma yolculuğunun başlangıcı..
O haritanın başına gelenler diyar diyar gezmesi şimdi kavuşacak derken her seferinde kıyısından dönmesi bu kadar da olur mu dedirtiyor insana.
Diğer bölümlerde uğradığı şehirlerin coğrafi özellikleri içinde yaşayan insanların halleri ve siyasi durumlarına da değinilmiş. İskenderiye, Kudüs, Mekke ve Anadolu toprakları, Konya ve en nihayetinde Şam hafızama en çok kazınan şehirlerden. Oraların topraklarında gezmiş çarşılarından geçerken baharat kokularını duymuş gibi hissettim kendimi. Akıcı ve duru bir dille anlatıldığı için romanın içinde kaybolmamak mümkün değil. Kitapta verilen tüm duygular çok dozunda abartısız olağan ve doğal olması sizi okuduklarınızın tamamını gerçek olarak algılamanıza sebep oluyor.
... o zamandan günümüze haritanın yolculuğu ve günümüzde alanı tarihi haritalar olan bir doktorla haritanın buluşması sizi en çok hayrete düşürecek olan şeydir.
Kitap sonuna kadar sizi sürüklüyor, merak ettiriyor, kendi içinizde sizi yoruma sürüklüyor. En etkilendiğimden kısımlardan biri de İbni Arabi, Abbas ve Mecuddini İshak dostluğu ve aralarındaki manevi bağı. “Evvela yoldaş sonra yol” kavramının altını fazlasıyla çizmiş. Birbirlerine bağlılık ve sadakatleri göz yaşartan cinsten. Her birinin dokunaklı hikayeleri ve vakti geldiğinden dünyadan göçmeleri.
Etkisinden ne kadar sürede çıkabilirim bilmiyorum lâkin uzun süre rüyalarımda okuduğum yerlerde dolaşacak gibiyim. Ve bir haritayı inceleme ihtiyacı hissettim nedense.

“Ölüm sönmüş bir hayat.. Ruh bir kuş gibi kanatlanıp Semaya yükseldiğinde, geride bıraktıklarına bir bak. Ne görüyorsun? İnsan hiçliği görmeden varlığın sırrını bilemez. Ölüm bir uyanıştır, varlığa uyanış...”

2.3.4. Bölümden de yine ufak alıntılar:

Kalpler iyilik ve kötülüklerin yazıldığı kağıtlardır. Kimi bu kağıtları yazarak uyanır rüyadan, kimi okuyarak.
insanın imtihanı kıtlıkla değil, kendisiyle. Ölmek değil bazen yaşamak zor.
Suyun rengi, kabın rengindendir. Eğil, bir bak kendine, kalbin hangi renk?
Gönül toprağında neyi mayaladığına dikkat et!
Ahiret, insanların adeta düş gibi olan hayatlarının tabir edildiği yerdir. Herkes yaşamının tabirinin ne olduğunu, neye takabül ettiğini ahirette bulacaktır.
304 syf.
·Puan vermedi
yşe Şasa Bir Ruh Macerası kitabında Ibn Arabi'nin Füsusu'l Hikem kitabından bahsetmis ve kendisinin buhranlı dönemlerinden bu kitap sayesinde kurtulduğunu söylemisti.O zamanlardan beri aklımdaydı Ibn Arabi'yle ilgili bir kitap okumak.Görünce de kaçırmak istemedim.
Kitap tarihi eser kaçakçılarının elinde bulunan bir harita için düzenlenen operasyonla Gaziantep'e gidilmesiyle başlıyor.Ve kendimizi bir anda Ibn Arabi'nin hayatını okurken buluyoruz.1193 yılında rüyasında gördüğü bir haritanın peşine düşüyor ve ömrü yollarda haritanın peşinde rüyasının hakikatini aramakla geçiyor.Tunus'tan Kudüs'e,Mekke'den Konya'ya,Halep'ten Sivas'a Şam'a kadar uzanıyor yolları.Yol boyunca edindiği dostluklar,gördükleri felaketler 1227 yılına kadar devam ediyor ve Ibn Arabi'nin öyküsü Füsusu'l-hikem'i yazmaya karar vermesiyle son buluyor.Peki harita neyin nesi?Haritaya kavuşuyor mu?Harita günümüze kadar gelmeyi nasıl başarıyor?Bu soruların cevaplarını kitapta bulabilirsiniz.Yazarının kalemine,yüreğine sağlık.Öyle akıcı ve merak uyandırıcıydı ki nasıl bittiğini anlamadım.İlk fırsatta diğer kitabını da okumayı planlıyorum.Ben çok beğenerek okudum.Tavsiyemdir efendim.
304 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Rüyalarınız sizin hayatınızda etkisi var mı? Rüyalarınızın peşinden gider misiniz?



İşte bu kitapta İbn Arabi'nin rüyasının peşinden gitmesini okuyoruz. Bu rüya ile kendi ruhunu tanımasını rüyasında gördüğü haritanın kendisinde yarattığı etki ile birçok şehrin güzelliklerini ve acılarını görmesini sağlıyor. Ruhunu mal, mülk yerine inanç ve sevgi ile doldurarak yolculuğunda yaşadıklarını gezdiği şehirlerdeki insanlara aktarır.



Kitap sadece İbn Arabi'nin hayatından bahsetmez. Günümüzde tarih profesörü olan eşini yeni kaybetmiş ve oğlu Kayra ile yaşayan karaktere bir gün bir iş teklifi gelir. Gaziantep'te bulunan tarih kaçakçılarının elinde olan bir haritanın gerçek tarihi eser mi yoksa sahte mi olduğunu anlaşılması için onun bilgilerine ihtiyaç vardır. O da merakına yenilip haritanın peşinden Gaziantep'e doğru yolculuk yapar. Burada tarihi eser kaçakçıları tarafından kaçırılması ile onun da hikayesi başlamış olur. Haritayı ellediğinde bir anda kendini 1100-1200'lu yıllara doğru götürdüğünü hissettiğinde haritanın etkisini fark eder. Yaşamını etkileyecek haritanın İbn Arabi'nin peşinden gittiği harita olması haritanın gizemini arttırıyor.



Kitap tarih ve günümüzün iç içe işlemesinden dolayı sizi sıkacak bir tarz olduğunu düşünmüyorum. Özellikle tasavvuf edebiyatından hoşlanıyorsanız bu kitaba mutlaka bir şans verin. Ruhunuzun arındığını bu dünyanın geçiciliğini önemli olanın para değil sevgi ve inancın olduğunu anlatmak istemiş yazar. Yazarın dilinin akıcı olması ve sözcükleri okuyucuyu etkileyecek şekilde kullanması kitabı okumanızı kolaylaştırıyor.
416 syf.
·Puan vermedi
Hallac-ı Mansur;Allah sevgisiyle yanan,yüreği ile dili arasına perde koyamayan,mahlukun cemalinde,Halik'in izlerini gören,Rabbine "Müslümanların ellerinden bana öyle işkenceler sun ki sana imanım artsın,günahlarımdan kurtulayım." diye dua eden,varlığı insanlarla,yokluğu kendisiyle paylaşan,Basra ve Bağdat'tan başlayan,Semerkand ve Hindistan'a kadar uzanan yolculuğu sırasında,oralarda karşılaştığı insanlara anlayabilecekleri dille konuşan,onların kutsallarından kendi kutsalına ince bir yol kuran bir adam.Fakat bir yandan da Bağdat'ta bazıları tarafından saçmalamakla suçlanan,haksızlığa uğrayan bir adam.
Son kısımlarını gözyaşları içinde okuduğum,uzun bir süre aklımdan çıkmayacak bir roman oldu benim için.
Hallac-ı Mansur ve dönemine ait gerçekçi bir roman okumak isterseniz tavsiyemdir efendim.
304 syf.
·8/10
Yüzyıllar öncesinden bugüne kavuşan bir haritanın peşinde büyüyen bir arayış hikâyesi.. Aydın Hız naif anlatımıyla hayal denizinde güzel bir yolculuk yaptırıyor bizlere.. İbn Arabi ile ilgili daha önce kitap hiç okumamıştım. Okumakta istiyordum. Tavsiyeler üzerine okuduğum ve gerçekten de okunulası güzel bir kitaptı. Tavsiye edilir
304 syf.
Ve bir harika kitabın daha sonuna geldim, yüzyıllar öncesinden bugüne kavuşan bir haritanın peşinde büyüyen bir arayış hikayesi okudum, İbn Arabi'nin hayatını daha önceden hiç okumadım bir bilgim yoktu yazarın sayesinde çok şey öğrendim başlarda biraz zorlandım okurken ama kitabın içine girdikçe akıp gitti kendimi olayların içinde buldum okuyun okutun şiddetle tavsiye ederim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Aydın Hız
Unvan:
Yazar

Yazar istatistikleri

  • 4 okur beğendi.
  • 41 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 27 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.