Her sınıfın, her beğeni grubunun, her zevkin kendine göre bir AVM'si vardı pazar günleri ayin yapmaya gittiği. AVM'ler arası gerginlikler, çatışmalar yaşanıyordu.
Kız, çok uzun boylu ve incecik;araba galerisi sahibi olan yeni sevgilisi ise Maymunlar Cehennemi filminden çıkmış gibi. Ama bu çok normal karşılanıyor artık İstanbul'da. Kızlar güzel olacak, erkekler de zengin. Parasını verip o güzelliği satın alacaklar. İyi bir alışveriş bu. Aldıkları mal zamanla bozulursa pörsürse, araba gibi daha yeni bir modelle değiştirecekler. Çünkü güzellik geçici, servet ise büyük ölçüde kalıcı...
Zaten kuş uçmaz kervan geçmez bir köydü bizimki. Saçlarımızı örer, alnımıza koyun gibi boncuk takarlardı. Meyva falan bilmezdik. Birisinin eline kazara bir portakal geçecek olsa, onun kabuğunu yakasına takar günlerce hava atardı. Tövbe; kızlarla göz göze gelemezdik ama sonra okulda onlarla yan yana oturttular bizi, bayılacak gibi olduk. Gardaşım Erhan da bayıldı zaten, kızın eli eline değmiş, bizimki yere yığılıverdi, öğretmen de önce telaşlandı, sonra güldü.
Kendisini Doğu Roma'nın yeni imparatoru olarak gören 21 yaşındaki Fatih'in düşüncelerini anlamak kolay değildi doğrusu. Öldüğü zaman kendisini Konstantinos ve diğer Roma imparatorlarının yattığı Havariyyun Kilisesi'ne gömdürmesi, daha doğrusu onun yerine yaptırdığı külliyedeki türbeye defnettirmesi de rastlantı olamazdı herhalde. Koca şehirde onca yer varken Bizans imparatorlarıyla aynı mekanda yan yana yatması ne tuhaftı.
"Bakın" diyordu, "Hatice'yi samanlıkta bastılar, şalvarını gül dalına astılar. " Bu da ona göre müthiş bir ruh inceliğinin göstergesiydi. Mesela New York'ta kim, tecavüz ettiği kızın dantelli külotunu gül dalına asma inceliğini gösterebilir, arkasından da bu olayı bir rap türküsüyle anlatma gereği duyabilirdi?