Konstantiniyye OteliZülfü Livaneli

·
Okunma
·
Beğeni
·
16.703
Gösterim
Adı:
Konstantiniyye Oteli
Baskı tarihi:
Mayıs 2015
Sayfa sayısı:
480
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050926316
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Zülfü Livaneli, zengin bir insan panoramasıyla İstanbul'un derinliklerine inerken şehrin büyülü, ama bir o kadar da acımasız atmosferiyle buluşturduğu okuru sıra dışı yolculuğa çıkarıyor.

2014 yılı Aralık ayının son günleri… Yedi yıldızlı Konstantiniyye Oteli'nin açılış günü ve erken bir yılbaşı kutlaması… İstanbul'un seçkin, kalburüstü simaları, Sultanahmet'teki eski Bizans sarayının kalıntıları üzerine yapılan otelde bir araya geliyor. Aralarında kimler yok ki? Politikacılar, belediye başkanları, Amerikan büyükelçisi, Fener Rum patriği, ünlü gazeteciler, gazete patronları, televizyon "yıldızlar"ı, eski ve yeni zenginler, büyük işadamları…

İstanbul'un yüzlerce yıldır yeraltında yatan ölüleri de davete çağrılmadıkları halde arzı endam etmekte sakınca görmeyip bu cümbüşe dahil oluyorlar. Ve elbette, bir otelin olmazsa olmaz çalışanları, garsonları, komileri, güvenlik görevlileri…

Velhasıl Konstantiniyye Oteli, aslında binlerce yıllık koskoca bir şehir olarak çıkıyor karşımıza. Değişen, dönüşen, ama barındırdığı şiddet nedense aynı kalan bir şehir…
İlk okumaya başladığım anda Orhan Pamuk 'un Kafamda Bir Tuhaflık romanı canlandı. Ama ilerledikçe, kendime sormaya başladım. Batı neresi, doğu neresi? Biz nereye aitiz? Sarayda yaşayanlar ile kulübede yaşayanlar arasındaki uçurumun sıfırlandığı yer neresi? Kadın cinayetlerinden, sünnilikten aleviliğe, yobaz dinciliğe, gençliğin uydurduğu edebi olmayan edebiyat özentisine, tarihin arka odalarından gelen mesajlara, aşka , dostluğa ne ararsanız var bu otelin salonunda. Kıvrak bir anlatımla siyasetin siyasetçinin gerçek yüzünü , hakiki okur olarak okuyun anlayın ve anlatın diye haykıran sayfalar. Teşekkürler Livaneli yüreğine sağlık...
Tesadüf eseri karşıma çıkan bir roman Konstantiniyye Oteli. Bir otobüs firmasında unutularak ve sahibinden ses çıkmamasıyla birlikte elime geçti. Nedense unutulmuş kitaplardan yana şansım yaver gidiyor bugüne kadar beğenmediğim çok az unutulmuş kitap olmuştur.
Livaneli ile tanışma kitabım olması da ayrı bir önem arz ediyor benim için.

Roman tam anlamıyla bir Türkiye tablosu. Zenginin çok zengin , fakirin ise çok fakir olduğu ülkemizde, bu iki değneğin ucundaki insanların bir ipteki cambazlıklarını gözlerimizin önüne seriyor yazar. Bu cambazlık gösterisi kimi zaman gözünüzden yaş getirecek kadar hüzünlü , kimi zaman da insanlardan nefret edeceğiniz kadar iğrenç ve ön önemlisi de gerçek.

Bir otel açılışının ana konu olduğu kitapta otele gelen davetliler ve çalışanlar üzerinde şekilleniyor kitap. Bir de otelin yeraltı Nekropolis \Konstantinopolis yani İstanbul’un altında yatan ölüler. Otelin açılışı bu üç grubun içine ve onların hikayelerine doğru yolculuk yapmamızı sağlıyor.

1. Gurup :
Paranın hüküm sürdüğü topraklarımızda , “Kroyum ama para bende!” tiplerinden tutun da paranın içinde yüzerken, bilgisizlik havuzunda boğulan tipler, kurnazlık ile zekayı birbirine karıştıranlar, her şeyi bildiğini sanıp hiçbir şey bilmeyenler, tek değerli bilginin dedikodu olduğuna inananlar, para için her türlü yıkama yağlama yapanlar, ameliyatsız güzel görünmeyeceğine inanan kadınlar, eşlerini aldatan çiftler daha neler neler zenginler çetesini ayakta tutmakta.

2. Gurup:
Çoğu İstanbul’a taşı toprağı altın diyerek göç etmiş, kimi umduğunu bulmuş kimi bulamamış. İçlerinde dinine hastalık derecesinden bağlı olup İşid’e katılan da var , çocuklarını ve karısını aşırı kıskançlığın beyinde yarattığı hastalıkla düşüncelerle balkondan atan da var. Bir teneke barakada yaşayıp annesi geçinmek için başka erkekle birlikte olmak zorunda kalmasın diye araba hırsızlığı yapan çocuklar da var. Ya da tecavüzcüsünün boynunu kesip köy meydanına atan ardından tecavüzcüsünden hamile kaldığı için çocuğu yüzlerce kez öldürmeyi denemiş ama başaramamış bir kadın ve onun hapishanede büyüyen çocuğu Garip de var. Türkiye bu, biter mi fakirin fukaranın trajik öyküsü?

3. Gurup:
Mezarda kıyamet gününü bekleyen ruhlardan oluşuyor bu grup. Milyonlarca yıl öncesinden günümüze kadar bir sürü insan , hayvan , hatta organ var burada. Hepsi kendi dertlerini kitabın bir bölümünde aktarıyor. Abisi tarafından boğdurulmuş 19 şehzadenin üzgün ruhları, başı kesik olup Ayasofya’nın kapısı arayan at, gözleri oyulan insanlar, Resneli Niyazi’nin Hürriyet Geyiği’nin nasıl katledildiği, hadım edilmiş bir adamın organının , sahibini arayışı, Osmanlı donanmasında kullanılan maymunlara edilen tecavüzler…

İşte bu grupların hepsi o gece otelin açılışında gözlerimizin önüne serildi. Ülkemiz gözlerimizin önüne serildi. Paranın insanı insan yapmadığı , bilginin ne kadar bol ve bizim ülkemizde ne kadar az insanın ona sahip olduğu gözlerimizin önüne serildi. İstanbul üzerinden tüm insanlığın karakterinin anlatıldığı romanda ne kadar çirkin , aç, bir tür olduğumuz adeta yeniden kanıtlandı.

İsa doğdu, peygamberler geldi geçti, kutsal kitaplar bırakıldı. Peki ne değişti ? İnsanlar hala birbirlerini öldürmüyorlar mı ? Komşusu açlıktan ölürken , partilerde , yemeklerde hunharca , kusana kadar yiyip, içmiyorlar mı ? Çocuklar ölmüyor mu ?

İnsan bu dünyaya geldiğinden beri hiçbir şey değişmedi. Hala kötülükle beslenen bir tür olarak yükselmeye , besin zincirinin tepesine geçmeye devam ediyor. Livaneli bunu Türkiye üzerinden aktarmış , bazı tarihi olaylara Gezi’ye ve Roboski’ye yer vermeyi de unutmamış. Hiç değilse medya yerine romanların önemli olayları tarihe aktaracağını bilerek hareket etmesi bile bu romanı benim gözümde güzel kılar. Tam anlamıyla bir karakter ve dünya analizidir. Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim.
Livanelinin okudugum ikinci kitabiydi bu.Ilkinde oldugu gibi okuma aralari verip, google da neymis ne degilmis bu ogrendiklerim seklinde ders calisiyormus gibi suruklendim yine :) Fatih Sultan Mehmed'in turbesinin bulundugu Fatih camii nin yerinde fetihten once,Havariyun Kilisesi oldugunu ve Istanbul un kurucusu konstantinin mezarininda burda oldugunu ogrenmenin saskinligiyla Murat Bardakci kitaplarina sardim.Serenad okumasi sonrasinda da Struma olayini daha detayli farkli kitaplardan okumama sebep olmustu.Ezcumle,livaneli kitaplari sonrasinda uzun okuma listeleri olusuyor olmasi,meraklara mucip olan bi dolu sey ogrenme istegine girismemiz bile yazara tesekkur icin yeterli bir sebep.
Zülfü Livaneli ne kadar kaliteli bir yazar ve entellektüel olduğunu bir kez daha bu romanıyla kanıtladı. Değişik bir tarz denenmiş ve bence başarılı olmuş. Kitapta bir çok karakter var hepsi de sanki etrafımızdan tanıdığımız kişiler, bu karakterlerle tarihten ve günümüzden bir çok olay anlatılıyor, Tabi ki siyasi dokundurmalar ve nükteler serpiştirilmiş, şimdiki iktidara dokunduysa tamemen tesadüftür. Aslında Kostantiniye Oteli bir romandan çok fazlası olmuş, Ustanın yazılarını okurken hiç acele etmiyorum, yavaşça, sindirerek ve bazı satırları tekrar, tekrar okuyarak yapılan çok keyifli bir okumaydı.
NEKROPOLİS' te ölüler ile konuşan Zehra.. Kontantinapolis' in gelmiş geçmiş tekrarlanan yaşanmış ve yaşanmaya devam eden hayatları arasında giden gelen kesişen yaşanmışlıklar... İnsana dair ne varsa İstanbul' da zaten var. İstanbul'da ki hayatlardan kesitleri ustalıkla birleştiren Livaneli, kendi hayat hikayemizi bize inceden inceye sorgulattırıyor....
Zülfü livaneli gerçek bir usta başka söz bulamıyorum. Kitap biraz kalın biter mi derken tekrar başlayasım bile geldi. Gerçekten çok akıcı olmuş eser. Birbiri ile uyumlu hikayeler arasında geçmişle şimdiki zaman arasında gidip gelebiliyorsunuz.
Tarz olarak Livaneli’nin okuduğum diğer kitaplarından farklı olduğu için kitaba hemen ısınamadım. Ancak sayfaları çevirdikçe İstanbul’un tarihi ve birbirinden çok farklı yaşanan hayatları içinde kaybolmuş buldum kendimi. Livaneli değindiği hayat hikâyeleri ile toplumun, cehalet, dini sömürü, maddiyat, yolsuzluk, düzenbazlık, rüşvet, çıkarcılık, özenti, sözde entelektüellik, şiddet… gibi etkenlerle nasıl yozlaştırıldığını, çökertildiğini gözler önüne seriyor. Yeri geliyor yakın tarihimizde yer alan güncel olaylara yer veriyor, yeri geliyor iktidara ya da yazarlara göndermeler yapıyor. Livaneli’nin kalemi ve kurgusu o kadar kuvvetli ki, yarattığı her karakter üzerine uzun uzun düşünebilir, İstanbul’un tarihi hakkında bilmediğiniz gerçeklere ulaşabilirsiniz. Yazarı bu gerçekçi toplumsal analizinden dolayı kutluyor ve kitabı okumanızı tavsiye ediyorum.
Zülfü livaneli’nin okuduğum ikinci romanıydı. Bu romanından da etkilenmedim desem yalan söylemiş olurum. Yazar en çok zorlandığım romanımdı derken cok haklıymış, farklı bir içeriği var. Geçmiş , günümüz hatta gelecekten bile bir şeyler bulacaksınız sizlerde eğer okursanız. Tekrar tekrar yaşadığımız hayatı , düşünce yapılarını anlamaya çalışacağınız bir roman diyebilirim. Livaneli’nin diğer kitaplarını okumayı dört gözle bekliyorum.
Konstantiniyye Oteli bir küçük İstanbul örneği gibi... Yer yer tarihin içinden, yer yer günlük hayattan çıkıp gelen kimliklerle örülü bu roman adeta bir karakter kartelası... Bu karakterler arasındaki geçişler o kadar yumuşak ki, tüm konular iç içe ve birbirinin devamı gibi.Bu yüzden de benim nazarımda asla sıkıcı olmayan, hakkıyla akıcı diyebileceğim bir kitap.

Bir otel açılış yemeğinde başlayan romanda masaları gezerken tanışıyoruz birbirinden değişik hayatlarla. Her biri farklı hikaye barındıran karakterlerle de o masalardan sokaklara, evlere, dışardan görünmeyen detaylara akıp gidiyoruz okudukça.

Zülfü Livaneli zaten kalemini, duruşunu çok sevdiğim bir yazar. Bu kitabında da toplumsal olayları ustaca değerlendiriyor, olayların siyasi boyutunu çokta göze sokmadan irdeliyor. Ülke ve toplum problemlerimiz 40'dan fazla karakter ile gözlerimizin önüne seriliyor...

Keyifli okumalar...
Yine bir Livaneli klasiği. Yine efsane bir roman. Her ne kadar kitabın girişinde 'Bu romanda anlatılan kişiler kurgu ürünüdür. Benzer kişilerle benzerlikleri ancak rastlantı olabilir' dese de Bir roman düşünün ki içinde Tayyip Erdoğan'dan tutun da Mustafa Kemal'e, İlker Ortaylı, Can Dündar, Yahya Kemal, Nazım Hikmet hatta Nihat Doğan ı görebileceginiz ve güncel bir çok olaya vurgu yapılan bir kitap. Roboski katliamı, gezi parkı olayları ve İstanbul tarihine farklı bir bakış. O kadar farklı bir roman ve içeriğin o kadar zengin ki kitap üzerine on kitap daha yazılır. Eleştirdiğim bir kaç nokta var ama onları burada ifade etmeyeceğim. Çok güzel bir kitap. Roman olmanın da ötesinde sağlam bir bilinç kazandırıyor. Tüm övgülere rağmen Livaneli'nin tüm kitapları bir kenara Serenad bir kenara. Yerini tartışmam.
Livaneli nin bu kitaptan önce kardesimin hikâyesi adlı eserini okumuş ve hayal kırıklığına uğramıştım.cunku "serenad" ,"Leyla nin evi" ve "mutluluk" kitaplarından sonra biraz basit bulmuştum. Fakat yazar bu eserle tekrar ivme kazanmış gibi görünüyor. Istanbul kim yazarsa yazsın bitmeyecek bir sehir sanırım. Zülfü Livaneli nin şehrin tarihine ilişkin verdiği bilgiler oldukça ilginçti. Yaşadığımız şehre dair ne kadar az şey biliyormuşuz meğer hissine kapilanlardanim.
Eser iskolik bir genç kadın olan Zehra ekseninde başlıyor fakat kimlere uzanmiyor ki? Istanbulun ölüleri ve dirileri konuşuyor. Bazıları aşina oldugumuz belki yaşadığımız hayatlar, bazılarının ise kıyısından bile gecmemis oldugumuz gazetenin ikinci sayfasındaki havalı zengin hayatlar... politikacılar, is adamları, yazarlar, modellikten oyunculuga geçiş yapmış olanlar, teknoloji bağımlısı gençler, din adamları, gezi eylemcileri, yan kesiciler, cihat yapmak isteğiyle isid'e katılanlar, Alevi Sünni aşıklar ve tabi karşı çıkan ebeveynler, eski bizans ve Osmanlı hükümdar lari, taksiciler, hâkimler, kundaktayken iktidar ortagi olmasin diye bogazlanan bebekler, fetihler için önemli roller oynadıklarını yeni öğrendiğim maymunlar, geyikler, hüzünlü şairler, medya soytarilari... bir otelin balo salonunun içindeki ve dışındaki hayatlar, gosterilenler ve aslinda Olanlar, topragin altindakiler ve ustundekiler... konstantiniyye ve nekropolistekiler. ..
Eserin dili oldukça akıcı. Ayrıca yazar Türkiye'nin dünune bugunune ilişkin konularda yazmış. Bilgi eksikligi olanlara bazıları sadece kurgudan ibaret gelebilir. Iyi okumalar...
Kitapta birbirinden farklı ve zaman zaman ortak noktalarda yaşamış kişilerin hikayeleri mevcut. Genel olarak lüks bir otel açılışı için yapılan hazırlıklar, aksaklıklar, masalardaki kişilerin hayata bakışları ve belki de çevresindekileri kişilerin kendilerinden çok aşağıda sıradan bir böcek gibi görmeleri var.

Kitapta bahsedilen Bizans kalıntıları üzerine kurulan otel, ne tesadüftür ki bugün haberlere konusu olan Beşiktaş'taki metro kazısında bulunan 3500 yıllık olduğu söylenen Türklere ait mezarlar bulunması İstanbul'un hâlen tam olarak keşfedilmediğini bir kez daha ortaya koyuyor.
Kitapta zaman zaman iktidara dolaylı yoldan hicivler olması yaşananları farklı pencereden görmemizi sağlıyor. Eserde birçok konu hakkında bilgi sahibi de olmamız iyi düşünülerek yazıldığını gösteriyor. Bazı bölümlerdeki yürek yakan hikayeler de cabası. Mutlaka okuyun derim. Herkese iyi okumalar.
...Ankara Üniversitesi'nde ders vermiş olan Ernst Reuter ne demişti bilmiyor musunuz? "Türkiye'de önemli insanlar değersizdir, değerliler ise önemsiz"
.. akşamları erken yattığını, yalnız yaşadığını, elindeki kitapları en fazla iki günde bitirdiğini, pek fazla eşi dostu olmadığını,içine kapalı, sönük, hüzünlü bir adam olduğunu biliyordu.
Zülfü Livaneli
Sayfa 349 - DK 1. Baskı
''Sevda, beklemediğin anda başına gelen bir hışım, bir kasırga, bir yıldırım. Her an başına gelebilir, ölümcül bir kaza gibi.''
.. Gerçi bu boncuklar, eski devirlerde, uğursuz oldukları inancıyla, mavi gözlü gâvurlara karşı yapılmıştır ama bugünün koşullarında daha çok kara gözlü yoksulların bakışlarından korunmak için kullanılır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Konstantiniyye Oteli
Baskı tarihi:
Mayıs 2015
Sayfa sayısı:
480
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050926316
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Zülfü Livaneli, zengin bir insan panoramasıyla İstanbul'un derinliklerine inerken şehrin büyülü, ama bir o kadar da acımasız atmosferiyle buluşturduğu okuru sıra dışı yolculuğa çıkarıyor.

2014 yılı Aralık ayının son günleri… Yedi yıldızlı Konstantiniyye Oteli'nin açılış günü ve erken bir yılbaşı kutlaması… İstanbul'un seçkin, kalburüstü simaları, Sultanahmet'teki eski Bizans sarayının kalıntıları üzerine yapılan otelde bir araya geliyor. Aralarında kimler yok ki? Politikacılar, belediye başkanları, Amerikan büyükelçisi, Fener Rum patriği, ünlü gazeteciler, gazete patronları, televizyon "yıldızlar"ı, eski ve yeni zenginler, büyük işadamları…

İstanbul'un yüzlerce yıldır yeraltında yatan ölüleri de davete çağrılmadıkları halde arzı endam etmekte sakınca görmeyip bu cümbüşe dahil oluyorlar. Ve elbette, bir otelin olmazsa olmaz çalışanları, garsonları, komileri, güvenlik görevlileri…

Velhasıl Konstantiniyye Oteli, aslında binlerce yıllık koskoca bir şehir olarak çıkıyor karşımıza. Değişen, dönüşen, ama barındırdığı şiddet nedense aynı kalan bir şehir…

Kitabı okuyanlar 1.957 okur

  • e
  • Ömer Terzi
  • Pinar Avci
  • Bilge Efe
  • Kumru
  • Safa Merve
  • Esra.
  • Siçil
  • Bilge boyraz
  • Gülçin Aşkın

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%7.8
14-17 Yaş
%4.1
18-24 Yaş
%11.8
25-34 Yaş
%28.9
35-44 Yaş
%32.8
45-54 Yaş
%11.7
55-64 Yaş
%1.5
65+ Yaş
%1.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%75.5
Erkek
%24.4

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%21 (143)
9
%22.9 (156)
8
%21.7 (148)
7
%16.4 (112)
6
%8.9 (61)
5
%4.3 (29)
4
%2.2 (15)
3
%1.3 (9)
2
%0.9 (6)
1
%0.4 (3)

Kitabın sıralamaları