Bana nasıl bir yaşam sürmeli diye sorulduğunda şu cevabı veriyorum genellikle: Lotus çiçeği gibi. Bu çiçek bana hayatındaki tüm olumsuzluklara rağmen yüreği temiz kalmış, huzurlu ve dingin bir yaşam sürebilen insanları anımsatır.
Lotus bitkisi kirli sularda yetişir. Bu güzel çiçek çamurda açar. Bataklıklar ve sulak alanlar yaşam alanlarıdır. Buna rağmen lotus en temiz bitkidir. Pislikten çıkmasına rağmen pisliğe hiç bulaşmayan halini seviyorum. Yapısı gereği en ufak bir yağmur damlası ile bile kendini temizler. Üstüne konan toz zerresini, yapraklarını sallayarak ustalıkla uzaklaştırır. Yağmur damlalarını kirli bölgelerine yönlendirir ve temiz kalmayı başarır. Çamuru ve karanlığı çok iyi tanısa da her gün pırıl pırıl açar. Geceleri yapraklarını kapatır, gündüzleri ise güne merhaba diyerek yeniden açar. İçi boştur ama dimdik durur. Dal budak salmadan dingin dingin büyür. Lotusun suda yüzüşü, maddi âleme takılıp kalmamayı ve gelip geçici hazlardan etkilenmeden akışa kapılmayı anlatır bana.
Karşılaştığımız herkeste, her şeyde kendi yansımamız var. Görmesini bilen gözler için, duymasını bilen kulaklar için nice mucizeler vardır insanın örnek alabilmesi için.
Olan, olur. Bunun önüne geçemezsin. Uykun geldiğinde uyu. Acıktığında yemek ye, üzüldüğünde ağla. Olmak istiyorsan ol ama hiçbir şeye taraf olma. Herkesin hataları olur. Hatalarının yanında iyiyi de almak ve yola devam etmek gerekir. Hataları inkâr etmek başka hatalara davetiye çıkarmaktır çünkü. Kötüyü aşmanın tek yolu onu kabullenmek, onunla bir olmaktır. Olmanın anlamı budur. Var olmanın şartı budur.