Çocuk başını öyle safça, öyle yalın bir hevesle sallıyor ki, duyduğu sevgiden Laura'nın boğazı düğümleniyor. Bir pasta hazırlamak ansızın çok kolay geliyor ona, çocuk yetiştirmek de. Çocuğuna tertemiz bir sevgi besliyor, bütün anneler gibi; ona kızmıyor, evini terk etmek istemiyor. Kocasını seviyor, evli olmaktan mutlu. Belki de görünmez bir çizginin öte yanına geçmişti, bu mümkün görünüyor (mümkün değilmiş gibi görünmüyor), hissetmeyi yeğlediği şeyden, olmayı istediği kişiden kendisini hep ayıran çizginin öte yanına geçmişti belki. Kolayca fark edilmeyen ama derin bir dönüşüm geçirmiş olabilir, hem de burada, bu mutfakta, en sıradan bir anda: Kendini bulmuş olabilir. Çalışıp çabaladı, inancını yitirmedi, şimdi de, kendi olarak, mutlu yaşamanın sırrını çözdü; bir çocuğun, iki tekerlekli bir bisikletin üzerinde denge sağlamayı bir anda öğrenivermesi gibi. Galiba her şey yoluna girecek. Umudunu yitirmeyecek. Kaçırdığı fırsatların yasını tutmayacak, keşfedilmemiş yeteneklerinin de (ya hiç yeteneği yoksa?). Kendini oğluna, kocasına, evine ve görevlerine adamaya devam edecek, elinden geldiğince. İkinci çocuğunu isteyecek.