GİRİŞ
Evren, milyonlarca yıldır tüm gizemleri barındırıyor-
du. Umudun habercisi yeni doğan yıldızlar, bilgiyi hapse-
den kara delikler ve… Yabancı için evrenin gizemi bun-
lardan ibaret değildi. Gözlerini açtığında, kendisini hiçbir
şeyi hatırlamaz hâlde soğuk bir gezegende bulmuştu. Zih-
ni boş bir tuval olsa da o biliyordu, varlığı gizemli bir
amaca doğru çekiliyordu.
Gerçek, en büyük silahıydı. Ya da öyle düşünüyordu.
Elindeki “gerçeklik silahı” ile kendisine çizdiği dünyanın
tek lideriydi. Bu dünyayı o yaratmıştı. Her köşesinde me-
talin soğuk sesi çınlıyor olsa da metal ordu onu koruyordu.
Belki de hiçbir şey düşündüğü gibi değildi. Yaşamı bir
yanılsamadan mı ibaretti? Düşmanların yoldaşa dönüş-
tüğü, en güçlü zırhların ise kendisine düşman olduğu bir
dünyanın kapılarını aralamıştı.
Sonu belli olmayan bir satranç oyununda en büyük
hamlesini yapıyordu. Bu oyunda aşk, fedakârlık, yalan ve
ihanet bir araya gelmişti. Dost ve düşman… Kendisini bir
lider olarak görüyordu. Fakat kendi dünyasında o bir şah
değil, bir vezirdi. Oyunun en güçlü taşını, şahı korumak
istiyordu. İlk hamlesini yaptı ve piyonlarını oyuna sürdü.
Sonu belirsiz oyun, onun için başlamıştı bile.
❝Ben duygularırnın değil, zihnimin kurbanı oldum, duygularım yaşamak isterken, zihnim yaşanacak olanların hep daha sonrasını hatırlattı bana, daha yaşamaya bile başlamadan zihnim yaşanacağını tahmin ettiklerini yaşayıp eskitti içimde.❞
Cara ewil bû lingên min diketin qeydan. Wê gavê peyvên helbestkarê mezin Ehmed Arif hatin bîra min “Hasretinden prangalar eskittim.” Ehmed Arif ji hesreta kê qeyd kevin kiribûn nizanim lê pêşengên me ew qeyd ji hesreta Kurdistaneke azad kevin kiribûn. Bes kevin nebûbûn, jengarê jî girtibûn
.....
"Duygusuz olmak kadar dünyada lâkin derd yok;
Öyle salgınmış ki me'lun: Kurtulan bir ferd yok!
Kendi sağlam... Hissi ölmüş, ruhu ölmüş milletin!
İşte en korkuncu hüsrânın, helâkin, haybetin!
......