• EMEL BOZTAŞ'TAN

    LEYLA 'YA MEKTUPLAR; Dünya'ya, Güneş'e ve Ay'a Mektuplar adı altında 3 başlıktan oluşmaktadır. Emre Karadağ ile kitap hakkında konuştum, yazarken nelere dikkat ettiğini, nasıl bir teknik kullandığını, vb. konuştuk. Leyla'ya Mektuplar, bir kıza 3 farklı karakterdeki erkeğin aşkını ve bu aşklarını farklı şekilde ortaya koymasını anlatmaktadır:

    1. Aşık: Özgüvensiz, saf, platonik
    2. Aşık: Kendinden emin, sert, tutkulu, asabi ama erkekliğine çok!! sürdürmeyen (gurur yapan)
    3. Aşık bir psikolog. Bana göre aşkını tam olarak belli etmeyen, mesleğinin püf noktalarını bilen ve bu yüzden aşkını dolaylı ifadelerle yansıtan ; bunu yaparken de genellikle hastalarının hayatlarından kesitler/ örnekler veren bir aşık!

    Leyla'ya Mektuplar'da yazar ironik bir dille kendini de koymuş. Emre Karadağ'ın dediği gibi "üstkurmaca"
    Kitapta: Emilé Zola'nın NANA'sı; Vladimir Nabokov'un LOLİTA'sı ve HUMBERT'i; Stefan Zweig'in Sabırsız Yürekli kahramanı teğmen HOFMILLER; Tolstoy'un ANNA KARENİNA'sı; Kafka'nın Dönüşüm'ünün böcek adamı GREGOR SAMSA'sı ve daha bir çok edebiyat dünyasının kahramanlarının bizim üç aşıkla maceraları da yer almaktadır.

    Bu kitapta Emre Karadağ'ın şair yönünü de keşfettim

    Leyla'ya Mektuplar 'da pek çok simgesel ögeler mevcut: Dünya, Güneş ve Ay neyi simgeliyor?
    Her bölüm sonunda parantez içi cümlelerde yatan mesajlar ne?

    Okumanızı tavsiye ederim. Farklı, ilginç, zorlu, düşündürücü ve güzel bir kitap.


    HİLAL UYGUR'DAN

    İnsan yaralandıkça büyür, büyüdükçe yaralamayı öğrenir, böyle böyle de başkalarını büyütür.Zira büyümek hiç bir yazarın kaleminin kıvıramadığı bir sancıdır. Şahsen ben kitabın bizi seçtiğine inanırım, doğru zaman geldiğinde. Sevgili Emre Karadağ'ın Leyla' ya Mektuplar kitabı da bu büyüye hizmet edişi açısından gönlümde özel bir yeri olacak kitaplardan.Vladimir Nobokov, Tolstoy, Kafka, Bukowski, Emile Zola, Pavese, Virginia Woolf, Beckett gibi bir çok yazarın, severek okuduğum kitaplarını anımsama şansı bulduğum kurgusuyla Leyla'ya Mektuplar'da yazarın ruhsal, düşünsel ve yürek çözülmesini de görmek tanışma anlamında beni memnun etti. Herkesin bir Leyla'sı olduğunu bilmek de...
    Nokta atışı tespitleri ve yaşamın sırlarını idrak etmiş gönül gözünden kalemine taşanlar takdire şayan. Aşk en dipteyken yücelten dipsiz bir ironik kuyu ve Leyla bir özge candır...

    SEMA SALİHOĞLU'NDAN

    LEYLÂ'YA MEKTUPLAR ile ilgili teknik ve edebi bir yorum yapamam... Fakat bana hissettirdiği şeyleri birkaç kelime ile ifade etmeye çalışayım..

    Tüm kitap boyunca, DNA moleküllerinin oluşturduğu o meşhur sarmal şekle benzeyen bir dünyada yürür gibiydim.. Yürümekten öte, ara ara havalanıp, bazen de aşağıya yuvarlanmak gibi bir his..
    Her şey birbiri ile hem ilgili, hem birbirinden bağımsızdı. Aşkın en utangaç haline de rastladım, hayallerdeki en şehvetli yüzüne de.. Yıllar önce 'Suç ve Ceza' ile belleğimde ayrı bir yer edinen Raskolnikov, Leylâ' ya yazılan mektuplarda aniden karşıma çıkıp beni şaşırttı..!
    Kahramanlar, Lolita'nın peşinden giderken beni de sürüklediler..
    Bazı cümlelerde düşe daldım, bazı tespiterle kendi unuttuğum gerçeklerime çarptım..

    Ellerimde tuttuğum, tekrar okunası ve her okuyuşta yeni sesler duyulası bir kitaptı...

    SELMAN BİLGİLİ'DEN

    1)KAPAK TASARIMI = Günler süren kargo gecikmesi sonrasında nihayet kitabımı teslim almıştım. Hiç bekletmeden okumaya giriştim. Huyumdur, okumadan önce her kitabı biraz izlerim. Nedenini bilmiyorum. Kitabın ön kapağında açık kahverengi renkte bir çöl düzlüğü, hemen onun üzerinde göğe doğru yükselen, susuzluktan ve güneş yanığından kupkuru kalmış yapraksız siyahımsı bir ağaç, ağacın ardında beliren koyu kahverengi renkli iki çöl tepesi ve üstünde yükselen masmavi sıcak bir gökyüzü. Mavi zemin üzerinde büyük, beyaz ve sade tonda kitabın ismi "Leyla'ya Mektuplar", hemen altında da mütevazi duran yazar Emre Karadağ'ın ismi. Kitap henüz elime geçmeden önce aklımda kapağa dair bir betimleme oluşmuştu. Ortada bir Leyla ve ona yazılan Mektuplar olduğuna göre bir de Mecnun olması lazımdı. Ve Mecnun kapaktan çok uzakta olamazdı. Muhakkak kapakta bir işaret olmalıydı. Bir süre düşündükten sonra buldum. Leyla, kapakta görülen o koskocaman çölde, kendini aratan gizli ve dibinde tatlı suyu olan derin bir kuyuydu sanki. Mecnun ise susuzluk sebebiyle ayakları çölün kumuna kök salıp sabitlenen ve vücudu Leyla kuyusunun ateşi ile kuru oduna dönüşen ağacın ta kendisiydi. Koca çöl ise sürekli arayışta, buluşta ve tekrar kaybedişte olduğumuz bu dünyaydı işte. Haydi kitaba geçelim artık....️

    2)️MEKTUPLAR = Bu bölümde karakterleri saymak isterdim ama hem varlar ve çoklar, aynı anda hem hiç yoklar ve sadece mektupları var. Aya, güneşe ve dünyaya hitaben yazılmış mektuplar bunlar. Mektuplar hem aynı kişiden farklı kişilere hem de ayrı kişilerden aslında aynı kişiye yazılmış gibi duruyor. Yazar Emre Karadağ bizleri "6" isimli eserinde olduğu gibi parçada bütün ve bütünde parçayı anımsatan, aratan, bulduran, kaybettiren, karmaşık ve ilginç bir üslupla gezdirip duruyor. "Post modern" bakış açısı ile kitaba devam ederken "gerçeklik" kucağına düşüyoruz. Gerçeklik ile yürürken "gerçek üstücülük" sarmalına sürükleniyoruz. Bu savrulmalar bizi bir taraftan yorarken diğer taraftan da garip bir zevk veriyor.

    3)️KONU = Kitabın isminden anlaşılacağı üzere, dünyanın var olduğu ve insan cinsinin iki farklı surette yaratıldığı günden bu yana gündemden düşmeyen ve düşmeyecek olan Kadın ve Erkek İlişkisi, yani bizleriz. Sanırım ilk ana ve babamız olan Adem ile Havva desek de olur. Sonrasında onların, aşkın duygu suyuna batırılmış hali olup yansıyan Leyla ile Mecnun desek de olur. Konu başka ne olsun ki? Hep bizleriz. Emre Karadağ bizleri 6 kitabında alıştırdığı gibi, gidişata göre karışık zerrelere ayırıyor. Sonra tahrik ettiği merakımızı en son dönemeçte ustalıkla gideriyor. Mesela Mecnun'u taa en sonlarda akıl hastanesinde görüyoruz. O vakte kadar bahsi var ama ismi, cismi yok. Aslında bize kitapta farklı isimlerle yer alan Leylalar kadar, farklı isimlerle yer alan Mecnunları da aratıyor yazar. Ve bu durumdan da kitabı bitirmeye yakın haberdar oluyoruz. ️

    4)️KİTABIN DİLİ = Kitabın dili bizi son haddine kadar zorlayacak derecede cüretkar. Dünyaya, aya ve güneşe yazılan mektuplar arasında kimlerle ve nelerle karşılaşmıyoruz ki? Nobokov un kaleme aldığı ve beyaz perdeye aktarılan Lolita eseriyle tanıdığımız şair karakterli Humbert ile yaşı son derece küçük olan sevgilisini arıyoruz. Öyle ki bu durum bana rahatsızlık verdi. Bilmediğim bir ayrıntı yoksa bu adam pedofili sapığı gibi. Sonra karşımıza gülüşüyle romancı şair Kerouac çıkıyor. Mavi külüstür arabamıza binip Meksika yolculuğu bahsi yapıyor. Emil Zolanın meyhanesinde Kupo ve Nanayı tanıyoruz. Beckett ile Godot yu Beklerken kelam ediyoruz. Bir otel odasının banyosunda Kafkanın Gregor Samsası ile karşılaşıyor ve onu montumuzun cebine alarak eve götürüyoruz. Tutunamayanlara selam veriyoruz. Ve yazarın "6" eserindeki anne karakterine psikiyatri kliniğinde tekrar tesadüf ediyoruz. Bar taburesinde Zweig'in Hofmiller'i ile oturuyoruz. Sonra şair Nervel' in kendisini sokak lambasına asmasını izliyoruz. Hemen ardından maymun - insan karışımı bir evrim hayaline rastlıyoruz. Dostoyevski'nin Raskolnikov'una , Baudlaire, Ahmet Kutsi, Cahit Sıtkı, Aziz Nesin, Atilla İlhan, Necip Fazıl, Nazım Hikmet, Can Yücel ve Yahya Kemal'ine şiirle selam duruyoruz. Shakespeare, Bukowski, Pavese ile selamlaşıp Virginia Woolf ile nehre atlıyoruz. Hemingway ile kafamıza sıkıyoruz. Ama bir türlü Leyla'ya ulaşmıyor ve ölmüyoruz, kararlı bir şekilde ölemiyoruz. Eee, tabi Leyla ölmez. Peki Mecnun ölür mü hiç? Bu kıyamete kadar devam edecek bir azap ve hediye sanki. Kitapta gerçek ve hayal iç içe geçmiş ve işlenmiş. Bizler de bunu büyülenmiş şekilde normal gibi okumaya dalıyoruz. Emre Karadağ'ın ustalığı işte tam burada saklı. Yani saçma, yani saçma değil, yani gerçek, yani gerçek değil. Peki nasıl? Hepsi bir arada. İlginç kapılar ilginç arayışlar ve buluşlar. Ölmüyoruz, ölemiyoruz çünkü hem hiçiz, hem yokuz, hem çokuz, hem varız. Ve dünyada yaşayan milyarlarca insanız ama aslında sadece bir kişiyiz. Biziz, aynı kişiyiz, sayısız kopyayız. Kimimiz kadın, kimimiz erkek.

    5)️BİTİŞ ÇİZGİSİ - ANA TEMA = Mektupların her birinin bitişiyle birlikte Leylalara ve Mecnunlara yani bize, gökyüzünden seslendiği çok aşikar olan "Kutsal Kitabın" alıntı ihtarlarıyla ve müjdeleriyle duraklıyoruz. Anlıyoruz ki, bizler birbirimiz için hem hediyeyiz hem de imtihanız. Haydi Leylalar, haydi Mecnunlar, kadınlar ve erkekler!!! Kitabın dili gibi birbirimize cesurca itiraf edelim. Mecnun Erkekler, genç ve güzel olan kadını elde edemedi veya etti ama sonradan kaybetti diye, Tolstoy'un kaç adet olgun Anna Karenina'sını intikam alırcasına hırsla avucunun içine alıp oynadı ve terk ederek, kırmızı çantası ile trenin altına atlayışını izledi? Aynı anda acı ve zevk duydu değil mi? Peki Leyla Kadınlar, aklı başında, genç ve yakışıklı olan adamı elde edemedi veya etti ama sonradan kaybetti diye, kaç adet Hemingway'ı, Nervel'i hırsla ve intikam alırcasına feci ölüme sürükledi? Kaç tane Kays'ı Mecnun'a çevirdi? Aynı anda hem zevk hem acı duydu değil mi? Haydi cesur cevap verelim. Evet kim kazandı, kim kaybetti? Biz yenildik, biz hep kaybettik. Birbirimize çok kıydık, az sevdik. Ve aslında çok kişi olan bir tek kişi olduğumuz için çoğumuz yine bizi öldürdük. İşte bizim imtihanımız tam da budur. İmtihanın karşılığı vardır. İyi olanlara iyi, kötü olanlara kötü not verilecektir. Yazar Emre Karadağ'ın diliyle "Buraya yani (dünyaya) benzemez olan o yerde" herkes hesap verecek. Çünkü her mektubun sonunda işaretleri görünen o "Kutsal Kitabı" gönderen Büyük Zat, kendi sözüne kesinlikle sadıktır.️

    6)️ŞAİRLER ve YAZARLAR = Dostum Yazar Emre Karadağ'ın kitapta algıladığım ifadesi ile biraz "Puşt" olan karakter, ara sıra şiir yazan ve okuyan bir şairdir aynı zamanda. Bana göre "Puştluk" bu adamın kendi karakter yapısında. Yoksa şairlerin ve şiirlerin "puştluk" ile alakası yoktur. Gerçi net olarak bilemeyiz ha. Belki de şairlerin ve şiirlerin çok cezbedici bir yanı, "puştluğu" olabilir. Ancak bu durumda ortaya bir tablo daha çıkar. Yani, yazarların, öykülerin ve romanların şiire göre daha cezbedici "neleri" olabileceği tespitlerini okuyucu yorumlarına bırakmak en iyisi herhalde. Emre Karadağa yazım hayatında devam ve başarı diler, grubumuzdaki bütün kitap severlere selam ve saygılarımı sunarım. Kitapla, şiirle ve sevgiyle kalın.

    DİLEK KÖKSAL FİLİZ'DEN

    Bu kitap da 6 'da olduğu gibi yine düşündü- ren, nasıl yani dedirtip şaşırtan, merak ettiren, farklı kurgusuyla yine çok güzeldi ve tam beklediğim gibiydi.
    Her bölümün sonunda, parantez içi cümlele- rin, alıntıların kaynağı düşünülürse ,verilen mesajlar da oldukça anlamlı, araştırılmış denk getirilmiş ,tabii ki anlayana..
    Konusuna gelecek olursak
    Dünya'ya ,Güneş'e ve Ay'a mektup yazar üç kişi.Aslında hepsinin sevdikleri kızlaradır o mektuplar.. Yazar öyle istemiştir.
    Onunla nasıl karşılaştılar, neler yaşadılar, anlattılar bölüm bölüm.Bazen olan, bazen hayalleri, bazen de olmayan şeyler yazdılar arada yazara kafa tuttular,itiraz ettiler..
    Dünya'ya mektup yazan;plâtonik âşık hep uzaktan takip eden cesaretsiz...
    Güneş'e mektup yazan çok farklıydı; sert,acımasız, kendine has ceza yöntemiyle kadınlara bakış açısıyla fazla özgüvenli ama bir o kadar da şâir, ilginç bir tip ..
    Ay'a mektup yazan daha da farklı biriydi; danışanlarının hikâyelerinden örnek vererek anlatıyordu aşkını,fazla belli etmeden... Danışanlarına ait anlattığı güzel ve etkiliyeci hikâyelerde,ailede baba figürü ailedeki önemi özellikle vurgulanmış..
    Nanozomi, yazdıkları, çektiği fiziksel zorluk ,ruhsal acı ve maymun besleyen adamın hikâyeleri oldukça farklıydı...
    Bekleyen anne tasviri vardı, millet olarak o aptal kutusuna bağımlılığımıza da sanki karıncalı televizyonla inceden dokunulmuş..
    Ve intihar girişimleri vardı ki onlar da tanıdık yazar ve kitaplardaki kahramanların hayatından
    Ayrı kızlara yazılan mektuplar ama aslında aynı kız , onlar üç kişi miydi yoksa tek kişi de farklı kişiliklere mi bürünüyorlardı ya da olmak istedikleri miydi?Kafalar karıştı değil mi?Bence aynı kişiydi ,yazar mıydı yoksa o mektupları yazanların hepsi? ;)
    Kızın kitap sevgisi çok güzeldi,erkeğine okutmaya çalışması da ...
    Yine sanata yer verilmişti kitabın içeriğinde sinema,tiyatro ve o kitaplardan yazarlar,şairler ve kahramanları da katıldı maceralara karakteristik özellikleriyle..
    Humbert'la Lolita ,baltasıyla Raskolnikov,böcek Samsa , kırmızı çantasıyla Anna Karenina hatta uzun sakalıyla Tolstoy ,6 'daki anne ve yazarı da sürpriz yaptı hikâyeye eşlik etti ve daha birçok kişi...
    Ayrılık ... Kimi daha konuşamadan, kimi kavuştuktan sonra...
    Mecnun olmak.
    Leylâ olmak..
    Tımarhane...
    Leylâ'ya mektuplar yazmak...
    Böyle bir kurguyla kitap yazmak herkesin harcı değil..
    Şiir de ayrı güzeldi.. Tebriklerimle...

    TUBA KARA'DAN

    Birbirinin benzeri içerikte kitaplar okumaktan sıkıldınız mı? Acaba benzeri tarzda yazılmış bir başka kitap var mıdır diye düşünecekseniz… Çok büyük ihtimalle de bulamayacaksınız.
    Leylaya Mektuplar ’da çok güzel bir aşk var. Belki de aşklar demem daha doğru olacak. Aşıkken bir erkek dışından bir şeyler söyler, biz de duyarız. Peki içinden neler söyler acaba? İşte aşık erkeklerin iç seslerinin neler söylediğini çok net öğreneceksiniz. Bazen gurur duyup bazen de kızacaksınız? Keşke bana da öyle âşık olunsaydı diyeceksiniz. Kimi zaman da aşkın böylesi sizi korkutacak.
    İnce bir zekâ, sizi sık sık güldürecek ve düşündürecek.
    Bir dakika! Burada bir erkeğin iç sesi, dış sesi ve görünmek istediği yüzünü yansıtarak tek bir kişiden mi bahsedilmiş? Yoksa basbayağı üç farklı erkek mi var? Peki ya uğruna mektuplar yazılan kız tek bir siluet mi, yoksa hepsi de farklı birer can mı? Bu soruların cevaplarını siz bulacaksınız?
    Raskolnilov, Humber ve Nana gibi birçok kitap kahramanını da kitabın içinde yaşayıp, yanı başınızda hissedeceksiniz.
    Ve son olarak da hayatın anlamını sorgulamayan var mı aranızda? Hayatın gerçek anlamının ne olduğunun cevabını bu kitapta buldum.
    Onlarca kitap okumak yerine bir tane kitap seçme hakkım olsaydı Leyla’ya Mektuplar’ı seçerdim.
    Sizlerin de severek okuyacağını biliyorum ve çok şey öğreneceğinizden eminim.
    Okuyanlardan olabilmeniz dileğiyle.


    BAHAR KESMEGÜL'DEN

    Önce şunu söyleyeyim: Okuyacağınız en aykırı kitaplardan biri. Emre Karadağ'dan da başka bi şey beklemem hata olurdu.

    Kitabımız üç bölüm ve üç karakterden oluşmaktadır ( bu üç karakter ele aldığımızda bana göre tek karakter ) Bu bölümler Dünya'ya Mektuplar, Güneş'e Mektuplar ve Ay'a Mektuplar olmak üzere 3 bölümden oluşur *Dünya'ya Mektuplar; Platonik bir aşkla sevdiği kızın kapısının önünde hemen hemen her gün nöbet tutmaktadır ama bir türlü konuşma fırsatını kendinde bulamaz açılmak ister ama açılamaz seviyor hemde çok seviyordur onun için neler yapmazdı ki dünyaları önüne serebilirdi ama ha bugün ha yarin derken günler günleri kovalar ve nihayetinde koşar adımlarla kaçar çünkü kaçmak ona yakışır değil mi?
    Güneşe Mektuplar; Gittikleri bir mekanda arkadaşlarının sayesinde tanışır ama görür görmez etkilenir çıtı pıtı bir kız ve bu kızı kafaya alır o kadar tatlı o kadar uslu bir kızdır ki çok etkilenir. akşam eve bırakmayı teklif eder ama kız ret eder. amann bu kimin umrunda tekrardan kızı ile görüşeceginden emindir artık evet görüşmeyede devam ederler sık sık kitap hediye eder kız, beraber tiyatroya giderler ama her seferinde şart koşar yaramazlık yapmayacaksın diye ama affeder mi? Affetmez! sert haşin ve sevdiğini sahiplenen bi adamdır bu. Bir gün kavga ederler ve kız kaçar. Karakterimiz peşinden gider, kapısına dayanır, çok uğraşır ama nafile. Unutmak için başka kadınla takılır ama onu aklından çıkaramaz. *Aya Mektuplar ; Hastalarının hayatlarından kısa örnekler veren bir aşık bir psikiyatr.

    Gelelim kitabın sonuna; Kafka'nın Dönüşüm adlı kitabindan tutun ,Tolstoy'un Anna Kareninasına kadar bir çok yazarımız ve roman karakteri yer almaktadır. Kitabın sonu nasıl mı bitiyor?
    okuyun ve görün.

    BELGİN EGREN'DEN

    Kitabımız Dünya 'ya, Güneş'e, Ay'a Mektuplar başlıkları altında toplamış...
    Karakterlerimiz ve yaşadıkları anlatılırken yakından tanıdığımız birçok roman kahramanları da dahil edilmiş.
    Tolstoy'un Anna Karenina'sı mı dersiniz,Franz Kafka'nın Dönüşüm kitabındaki Gregor Samsa 'mı dersiniz... daha kimler yok ki!!!
    Kitabın sonunun nasıl biteceğini okurken, kafamızda kurgularken tam bir ters köşe oluyorsunuz.
    Çıkmasını dört gözle beklediğim bir kitaptı. Bir solukta okudum fakat bana göre Emre Karadağ'ın kitaplarını okumak için sessiz ve sakin bir ortam tercih edilmeli...
  • HİLAL UYGUR'DAN

    İnsan yaralandıkça büyür, büyüdükçe yaralamayı öğrenir, böyle böyle de başkalarını büyütür.Zira büyümek hiç bir yazarın kaleminin kıvıramadığı bir sancıdır. Şahsen ben kitabın bizi seçtiğine inanırım, doğru zaman geldiğinde. Sevgili Emre Karadağ'ın Leyla' ya Mektuplar kitabı da bu büyüye hizmet edişi açısından gönlümde özel bir yeri olacak kitaplardan.Vladimir Nobokov, Tolstoy, Kafka, Bukowski, Emile Zola, Pavese, Virginia Woolf, Beckett gibi bir çok yazarın, severek okuduğum kitaplarını anımsama şansı bulduğum kurgusuyla Leyla'ya Mektuplar'da yazarın ruhsal, düşünsel ve yürek çözülmesini de görmek tanışma anlamında beni memnun etti. Herkesin bir Leyla'sı olduğunu bilmek de...
    Nokta atışı tespitleri ve yaşamın sırlarını idrak etmiş gönül gözünden kalemine taşanlar takdire şayan. Aşk en dipteyken yücelten dipsiz bir ironik kuyu ve Leyla bir özge candır...

    SEMA SALİHOĞLU'NDAN

    LEYLÂ'YA MEKTUPLAR ile ilgili teknik ve edebi bir yorum yapamam... Fakat bana hissettirdiği şeyleri birkaç kelime ile ifade etmeye çalışayım..

    Tüm kitap boyunca, DNA moleküllerinin oluşturduğu o meşhur sarmal şekle benzeyen bir dünyada yürür gibiydim.. Yürümekten öte, ara ara havalanıp, bazen de aşağıya yuvarlanmak gibi bir his..
    Her şey birbiri ile hem ilgili, hem birbirinden bağımsızdı. Aşkın en utangaç haline de rastladım, hayallerdeki en şehvetli yüzüne de.. Yıllar önce 'Suç ve Ceza' ile belleğimde ayrı bir yer edinen Raskolnikov, Leylâ' ya yazılan mektuplarda aniden karşıma çıkıp beni şaşırttı..!
    Kahramanlar, Lolita'nın peşinden giderken beni de sürüklediler..
    Bazı cümlelerde düşe daldım, bazı tespiterle kendi unuttuğum gerçeklerime çarptım..

    Ellerimde tuttuğum, tekrar okunası ve her okuyuşta yeni sesler duyulası bir kitaptı...

    SELMAN BİLGİLİ'DEN

    1)KAPAK TASARIMI = Günler süren kargo gecikmesi sonrasında nihayet kitabımı teslim almıştım. Hiç bekletmeden okumaya giriştim. Huyumdur, okumadan önce her kitabı biraz izlerim. Nedenini bilmiyorum. Kitabın ön kapağında açık kahverengi renkte bir çöl düzlüğü, hemen onun üzerinde göğe doğru yükselen, susuzluktan ve güneş yanığından kupkuru kalmış yapraksız siyahımsı bir ağaç, ağacın ardında beliren koyu kahverengi renkli iki çöl tepesi ve üstünde yükselen masmavi sıcak bir gökyüzü. Mavi zemin üzerinde büyük, beyaz ve sade tonda kitabın ismi "Leyla'ya Mektuplar", hemen altında da mütevazi duran yazar Emre Karadağ'ın ismi. Kitap henüz elime geçmeden önce aklımda kapağa dair bir betimleme oluşmuştu. Ortada bir Leyla ve ona yazılan Mektuplar olduğuna göre bir de Mecnun olması lazımdı. Ve Mecnun kapaktan çok uzakta olamazdı. Muhakkak kapakta bir işaret olmalıydı. Bir süre düşündükten sonra buldum. Leyla, kapakta görülen o koskocaman çölde, kendini aratan gizli ve dibinde tatlı suyu olan derin bir kuyuydu sanki. Mecnun ise susuzluk sebebiyle ayakları çölün kumuna kök salıp sabitlenen ve vücudu Leyla kuyusunun ateşi ile kuru oduna dönüşen ağacın ta kendisiydi. Koca çöl ise sürekli arayışta, buluşta ve tekrar kaybedişte olduğumuz bu dünyaydı işte. Haydi kitaba geçelim artık....️

    2)️MEKTUPLAR = Bu bölümde karakterleri saymak isterdim ama hem varlar ve çoklar, aynı anda hem hiç yoklar ve sadece mektupları var. Aya, güneşe ve dünyaya hitaben yazılmış mektuplar bunlar. Mektuplar hem aynı kişiden farklı kişilere hem de ayrı kişilerden aslında aynı kişiye yazılmış gibi duruyor. Yazar Emre Karadağ bizleri "6" isimli eserinde olduğu gibi parçada bütün ve bütünde parçayı anımsatan, aratan, bulduran, kaybettiren, karmaşık ve ilginç bir üslupla gezdirip duruyor. "Post modern" bakış açısı ile kitaba devam ederken "gerçeklik" kucağına düşüyoruz. Gerçeklik ile yürürken "gerçek üstücülük" sarmalına sürükleniyoruz. Bu savrulmalar bizi bir taraftan yorarken diğer taraftan da garip bir zevk veriyor.

    3)️KONU = Kitabın isminden anlaşılacağı üzere, dünyanın var olduğu ve insan cinsinin iki farklı surette yaratıldığı günden bu yana gündemden düşmeyen ve düşmeyecek olan Kadın ve Erkek İlişkisi, yani bizleriz. Sanırım ilk ana ve babamız olan Adem ile Havva desek de olur. Sonrasında onların, aşkın duygu suyuna batırılmış hali olup yansıyan Leyla ile Mecnun desek de olur. Konu başka ne olsun ki? Hep bizleriz. Emre Karadağ bizleri 6 kitabında alıştırdığı gibi, gidişata göre karışık zerrelere ayırıyor. Sonra tahrik ettiği merakımızı en son dönemeçte ustalıkla gideriyor. Mesela Mecnun'u taa en sonlarda akıl hastanesinde görüyoruz. O vakte kadar bahsi var ama ismi, cismi yok. Aslında bize kitapta farklı isimlerle yer alan Leylalar kadar, farklı isimlerle yer alan Mecnunları da aratıyor yazar. Ve bu durumdan da kitabı bitirmeye yakın haberdar oluyoruz. ️

    4)️KİTABIN DİLİ = Kitabın dili bizi son haddine kadar zorlayacak derecede cüretkar. Dünyaya, aya ve güneşe yazılan mektuplar arasında kimlerle ve nelerle karşılaşmıyoruz ki? Nobokov un kaleme aldığı ve beyaz perdeye aktarılan Lolita eseriyle tanıdığımız şair karakterli Humbert ile yaşı son derece küçük olan sevgilisini arıyoruz. Öyle ki bu durum bana rahatsızlık verdi. Bilmediğim bir ayrıntı yoksa bu adam pedofili sapığı gibi. Sonra karşımıza gülüşüyle romancı şair Kerouac çıkıyor. Mavi külüstür arabamıza binip Meksika yolculuğu bahsi yapıyor. Emil Zolanın meyhanesinde Kupo ve Nanayı tanıyoruz. Beckett ile Godot yu Beklerken kelam ediyoruz. Bir otel odasının banyosunda Kafkanın Gregor Samsası ile karşılaşıyor ve onu montumuzun cebine alarak eve götürüyoruz. Tutunamayanlara selam veriyoruz. Ve yazarın "6" eserindeki anne karakterine psikiyatri kliniğinde tekrar tesadüf ediyoruz. Bar taburesinde Zweig'in Hofmiller'i ile oturuyoruz. Sonra şair Nervel' in kendisini sokak lambasına asmasını izliyoruz. Hemen ardından maymun - insan karışımı bir evrim hayaline rastlıyoruz. Dostoyevski'nin Raskolnikov'una , Baudlaire, Ahmet Kutsi, Cahit Sıtkı, Aziz Nesin, Atilla İlhan, Necip Fazıl, Nazım Hikmet, Can Yücel ve Yahya Kemal'ine şiirle selam duruyoruz. Shakespeare, Bukowski, Pavese ile selamlaşıp Virginia Woolf ile nehre atlıyoruz. Hemingway ile kafamıza sıkıyoruz. Ama bir türlü Leyla'ya ulaşmıyor ve ölmüyoruz, kararlı bir şekilde ölemiyoruz. Eee, tabi Leyla ölmez. Peki Mecnun ölür mü hiç? Bu kıyamete kadar devam edecek bir azap ve hediye sanki. Kitapta gerçek ve hayal iç içe geçmiş ve işlenmiş. Bizler de bunu büyülenmiş şekilde normal gibi okumaya dalıyoruz. Emre Karadağ'ın ustalığı işte tam burada saklı. Yani saçma, yani saçma değil, yani gerçek, yani gerçek değil. Peki nasıl? Hepsi bir arada. İlginç kapılar ilginç arayışlar ve buluşlar. Ölmüyoruz, ölemiyoruz çünkü hem hiçiz, hem yokuz, hem çokuz, hem varız. Ve dünyada yaşayan milyarlarca insanız ama aslında sadece bir kişiyiz. Biziz, aynı kişiyiz, sayısız kopyayız. Kimimiz kadın, kimimiz erkek.

    5)️BİTİŞ ÇİZGİSİ - ANA TEMA = Mektupların her birinin bitişiyle birlikte Leylalara ve Mecnunlara yani bize, gökyüzünden seslendiği çok aşikar olan "Kutsal Kitabın" alıntı ihtarlarıyla ve müjdeleriyle duraklıyoruz. Anlıyoruz ki, bizler birbirimiz için hem hediyeyiz hem de imtihanız. Haydi Leylalar, haydi Mecnunlar, kadınlar ve erkekler!!! Kitabın dili gibi birbirimize cesurca itiraf edelim. Mecnun Erkekler, genç ve güzel olan kadını elde edemedi veya etti ama sonradan kaybetti diye, Tolstoy'un kaç adet olgun Anna Karenina'sını intikam alırcasına hırsla avucunun içine alıp oynadı ve terk ederek, kırmızı çantası ile trenin altına atlayışını izledi? Aynı anda acı ve zevk duydu değil mi? Peki Leyla Kadınlar, aklı başında, genç ve yakışıklı olan adamı elde edemedi veya etti ama sonradan kaybetti diye, kaç adet Hemingway'ı, Nervel'i hırsla ve intikam alırcasına feci ölüme sürükledi? Kaç tane Kays'ı Mecnun'a çevirdi? Aynı anda hem zevk hem acı duydu değil mi? Haydi cesur cevap verelim. Evet kim kazandı, kim kaybetti? Biz yenildik, biz hep kaybettik. Birbirimize çok kıydık, az sevdik. Ve aslında çok kişi olan bir tek kişi olduğumuz için çoğumuz yine bizi öldürdük. İşte bizim imtihanımız tam da budur. İmtihanın karşılığı vardır. İyi olanlara iyi, kötü olanlara kötü not verilecektir. Yazar Emre Karadağ'ın diliyle "Buraya yani (dünyaya) benzemez olan o yerde" herkes hesap verecek. Çünkü her mektubun sonunda işaretleri görünen o "Kutsal Kitabı" gönderen Büyük Zat, kendi sözüne kesinlikle sadıktır.️

    6)️ŞAİRLER ve YAZARLAR = Dostum Yazar Emre Karadağ'ın kitapta algıladığım ifadesi ile biraz "Puşt" olan karakter, ara sıra şiir yazan ve okuyan bir şairdir aynı zamanda. Bana göre "Puştluk" bu adamın kendi karakter yapısında. Yoksa şairlerin ve şiirlerin "puştluk" ile alakası yoktur. Gerçi net olarak bilemeyiz ha. Belki de şairlerin ve şiirlerin çok cezbedici bir yanı, "puştluğu" olabilir. Ancak bu durumda ortaya bir tablo daha çıkar. Yani, yazarların, öykülerin ve romanların şiire göre daha cezbedici "neleri" olabileceği tespitlerini okuyucu yorumlarına bırakmak en iyisi herhalde. Emre Karadağa yazım hayatında devam ve başarı diler, grubumuzdaki bütün kitap severlere selam ve saygılarımı sunarım. Kitapla, şiirle ve sevgiyle kalın.

    DİLEK KÖKSAL FİLİZ'DEN

    Bu kitap da 6 'da olduğu gibi yine düşündü- ren, nasıl yani dedirtip şaşırtan, merak ettiren, farklı kurgusuyla yine çok güzeldi ve tam beklediğim gibiydi.
    Her bölümün sonunda, parantez içi cümlele- rin, alıntıların kaynağı düşünülürse ,verilen mesajlar da oldukça anlamlı, araştırılmış denk getirilmiş ,tabii ki anlayana..
    Konusuna gelecek olursak
    Dünya'ya ,Güneş'e ve Ay'a mektup yazar üç kişi.Aslında hepsinin sevdikleri kızlaradır o mektuplar.. Yazar öyle istemiştir.
    Onunla nasıl karşılaştılar, neler yaşadılar, anlattılar bölüm bölüm.Bazen olan, bazen hayalleri, bazen de olmayan şeyler yazdılar arada yazara kafa tuttular,itiraz ettiler..
    Dünya'ya mektup yazan;plâtonik âşık hep uzaktan takip eden cesaretsiz...
    Güneş'e mektup yazan çok farklıydı; sert,acımasız, kendine has ceza yöntemiyle kadınlara bakış açısıyla fazla özgüvenli ama bir o kadar da şâir, ilginç bir tip ..
    Ay'a mektup yazan daha da farklı biriydi; danışanlarının hikâyelerinden örnek vererek anlatıyordu aşkını,fazla belli etmeden... Danışanlarına ait anlattığı güzel ve etkiliyeci hikâyelerde,ailede baba figürü ailedeki önemi özellikle vurgulanmış..
    Nanozomi, yazdıkları, çektiği fiziksel zorluk ,ruhsal acı ve maymun besleyen adamın hikâyeleri oldukça farklıydı...
    Bekleyen anne tasviri vardı, millet olarak o aptal kutusuna bağımlılığımıza da sanki karıncalı televizyonla inceden dokunulmuş..
    Ve intihar girişimleri vardı ki onlar da tanıdık yazar ve kitaplardaki kahramanların hayatından
    Ayrı kızlara yazılan mektuplar ama aslında aynı kız , onlar üç kişi miydi yoksa tek kişi de farklı kişiliklere mi bürünüyorlardı ya da olmak istedikleri miydi?Kafalar karıştı değil mi?Bence aynı kişiydi ,yazar mıydı yoksa o mektupları yazanların hepsi? ;)
    Kızın kitap sevgisi çok güzeldi,erkeğine okutmaya çalışması da ...
    Yine sanata yer verilmişti kitabın içeriğinde sinema,tiyatro ve o kitaplardan yazarlar,şairler ve kahramanları da katıldı maceralara karakteristik özellikleriyle..
    Humbert'la Lolita ,baltasıyla Raskolnikov,böcek Samsa , kırmızı çantasıyla Anna Karenina hatta uzun sakalıyla Tolstoy ,6 'daki anne ve yazarı da sürpriz yaptı hikâyeye eşlik etti ve daha birçok kişi...
    Ayrılık ... Kimi daha konuşamadan, kimi kavuştuktan sonra...
    Mecnun olmak.
    Leylâ olmak..
    Tımarhane...
    Leylâ'ya mektuplar yazmak...
    Böyle bir kurguyla kitap yazmak herkesin harcı değil..
    Şiir de ayrı güzeldi.. Tebriklerimle...

    TUBA KARA'DAN

    Birbirinin benzeri içerikte kitaplar okumaktan sıkıldınız mı? Acaba benzeri tarzda yazılmış bir başka kitap var mıdır diye düşünecekseniz… Çok büyük ihtimalle de bulamayacaksınız.
    Leylaya Mektuplar ’da çok güzel bir aşk var. Belki de aşklar demem daha doğru olacak. Aşıkken bir erkek dışından bir şeyler söyler, biz de duyarız. Peki içinden neler söyler acaba? İşte aşık erkeklerin iç seslerinin neler söylediğini çok net öğreneceksiniz. Bazen gurur duyup bazen de kızacaksınız? Keşke bana da öyle âşık olunsaydı diyeceksiniz. Kimi zaman da aşkın böylesi sizi korkutacak.
    İnce bir zekâ, sizi sık sık güldürecek ve düşündürecek.
    Bir dakika! Burada bir erkeğin iç sesi, dış sesi ve görünmek istediği yüzünü yansıtarak tek bir kişiden mi bahsedilmiş? Yoksa basbayağı üç farklı erkek mi var? Peki ya uğruna mektuplar yazılan kız tek bir siluet mi, yoksa hepsi de farklı birer can mı? Bu soruların cevaplarını siz bulacaksınız?
    Raskolnilov, Humber ve Nana gibi birçok kitap kahramanını da kitabın içinde yaşayıp, yanı başınızda hissedeceksiniz.
    Ve son olarak da hayatın anlamını sorgulamayan var mı aranızda? Hayatın gerçek anlamının ne olduğunun cevabını bu kitapta buldum.
    Onlarca kitap okumak yerine bir tane kitap seçme hakkım olsaydı Leyla’ya Mektuplar’ı seçerdim.
    Sizlerin de severek okuyacağını biliyorum ve çok şey öğreneceğinizden eminim.
    Okuyanlardan olabilmeniz dileğiyle.

    EMEL BOZTAŞ'TAN

    LEYLA 'YA MEKTUPLAR; Dünya'ya, Güneş'e ve Ay'a Mektuplar adı altında 3 başlıktan oluşmaktadır. Emre Karadağ ile kitap hakkında konuştum, yazarken nelere dikkat ettiğini, nasıl bir teknik kullandığını, vb. konuştuk. Leyla'ya Mektuplar, bir kıza 3 farklı karakterdeki erkeğin aşkını ve bu aşklarını farklı şekilde ortaya koymasını anlatmaktadır:

    1. Aşık: Özgüvensiz, saf, platonik
    2. Aşık: Kendinden emin, sert, tutkulu, asabi ama erkekliğine çok!! sürdürmeyen (gurur yapan)
    3. Aşık bir psikolog. Bana göre aşkını tam olarak belli etmeyen, mesleğinin püf noktalarını bilen ve bu yüzden aşkını dolaylı ifadelerle yansıtan ; bunu yaparken de genellikle hastalarının hayatlarından kesitler/ örnekler veren bir aşık!

    Leyla'ya Mektuplar'da yazar ironik bir dille kendini de koymuş. Emre Karadağ'ın dediği gibi "üstkurmaca"
    Kitapta: Emilé Zola'nın NANA'sı; Vladimir Nabokov'un LOLİTA'sı ve HUMBERT'i; Stefan Zweig'in Sabırsız Yürekli kahramanı teğmen HOFMILLER; Tolstoy'un ANNA KARENİNA'sı; Kafka'nın Dönüşüm'ünün böcek adamı GREGOR SAMSA'sı ve daha bir çok edebiyat dünyasının kahramanlarının bizim üç aşıkla maceraları da yer almaktadır.

    Bu kitapta Emre Karadağ'ın şair yönünü de keşfettim

    Leyla'ya Mektuplar 'da pek çok simgesel ögeler mevcut: Dünya, Güneş ve Ay neyi simgeliyor?
    Her bölüm sonunda parantez içi cümlelerde yatan mesajlar ne?

    Okumanızı tavsiye ederim. Farklı, ilginç, zorlu, düşündürücü ve güzel bir kitap.

    BAHAR KESMEGÜL'DEN

    Önce şunu söyleyeyim: Okuyacağınız en aykırı kitaplardan biri. Emre Karadağ'dan da başka bi şey beklemem hata olurdu.

    Kitabımız üç bölüm ve üç karakterden oluşmaktadır ( bu üç karakter ele aldığımızda bana göre tek karakter ) Bu bölümler Dünya'ya Mektuplar, Güneş'e Mektuplar ve Ay'a Mektuplar olmak üzere 3 bölümden oluşur *Dünya'ya Mektuplar; Platonik bir aşkla sevdiği kızın kapısının önünde hemen hemen her gün nöbet tutmaktadır ama bir türlü konuşma fırsatını kendinde bulamaz açılmak ister ama açılamaz seviyor hemde çok seviyordur onun için neler yapmazdı ki dünyaları önüne serebilirdi ama ha bugün ha yarin derken günler günleri kovalar ve nihayetinde koşar adımlarla kaçar çünkü kaçmak ona yakışır değil mi?
    Güneşe Mektuplar; Gittikleri bir mekanda arkadaşlarının sayesinde tanışır ama görür görmez etkilenir çıtı pıtı bir kız ve bu kızı kafaya alır o kadar tatlı o kadar uslu bir kızdır ki çok etkilenir. akşam eve bırakmayı teklif eder ama kız ret eder. amann bu kimin umrunda tekrardan kızı ile görüşeceginden emindir artık evet görüşmeyede devam ederler sık sık kitap hediye eder kız, beraber tiyatroya giderler ama her seferinde şart koşar yaramazlık yapmayacaksın diye ama affeder mi? Affetmez! sert haşin ve sevdiğini sahiplenen bi adamdır bu. Bir gün kavga ederler ve kız kaçar. Karakterimiz peşinden gider, kapısına dayanır, çok uğraşır ama nafile. Unutmak için başka kadınla takılır ama onu aklından çıkaramaz. *Aya Mektuplar ; Hastalarının hayatlarından kısa örnekler veren bir aşık bir psikiyatr.

    Gelelim kitabın sonuna; Kafka'nın Dönüşüm adlı kitabindan tutun ,Tolstoy'un Anna Kareninasına kadar bir çok yazarımız ve roman karakteri yer almaktadır. Kitabın sonu nasıl mı bitiyor?
    okuyun ve görün.

    BELGİN EGREN'DEN

    Kitabımız Dünya 'ya, Güneş'e, Ay'a Mektuplar başlıkları altında toplamış...
    Karakterlerimiz ve yaşadıkları anlatılırken yakından tanıdığımız birçok roman kahramanları da dahil edilmiş.
    Tolstoy'un Anna Karenina'sı mı dersiniz,Franz Kafka'nın Dönüşüm kitabındaki Gregor Samsa 'mı dersiniz... daha kimler yok ki!!!
    Kitabın sonunun nasıl biteceğini okurken, kafamızda kurgularken tam bir ters köşe oluyorsunuz.
    Çıkmasını dört gözle beklediğim bir kitaptı. Bir solukta okudum fakat bana göre Emre Karadağ'ın kitaplarını okumak için sessiz ve sakin bir ortam tercih edilmeli...