Bilirsin işte, insan yoruluyor. Ben bazen yaşlılık kapıya dayandı diye neredeyse seviniyorum. Bir şişe kırmızı şarap (bir demlik çayımla) ve eski arzulardan, hayal kırıklıklarından bahseden bir kitapla sobanın başında oturacağım yağmurlu günleri özlemle bekliyorum.
Sonradan öğrendim ki yanlış iddialarla talep edilen sevgi, asit, araba kazası ve akciğer kanserinin toplamından daha büyük bir katil. İnsanlar birbirlerini ölümcül bir ışınla öldürür gibi sevgiyle öldürüyorlar. Doymak bilmiyorlar; bütün sevecenlik onlara, bir tek onlara yönelik olmalı. Bu duygunun tamamını istiyorlar; çevresindeki her şeyi tüketene kadar emen, toprağın, fidelerin gücünü, nemini ve kokusunu çalan büyük bitkilerin hırsıyla etraflarındaki yaşam enerjisini çekip almak istiyorlar. Sevgi muazzam bir bencillik. Sevginin korku imparatorluğunda ölümcül bir yara almadan yaşayabilen çok insan var mıdır, bilmiyorum.
Etrafına bak, evlerin pencerelerinden içeri bak, insanların gözlerinin içine bak, yakınmaları dinle; her yerde aynı ümitsiz gerginligi bulacaksın. Hiç kimse çevresinin sevgi taleplerini kaldıramıyor. En fazla bir süre; bir süre taviz veriyor ama sonra yorgun düşüyorsun. O zaman da gelsin mide yanması. Ülser. Şeker hastalığı. Kalp sorunları. Ölüm.