Bazen, az önce şuralardaymış da kaşla göz arasında kaybolmuş bir eşyamı arar gibi, seni ararken buluyorum kendimi..
Ben aklıma güveniyorum da çevresine pek güvenmiyorum Osman. Bu kayboluş meselesi üzerine çok düşünüyorum. Sen mi kayboldun, yoksa ben mi, bir türlü karar veremiyorum..
İstanbul’u bıraktım demeye çalışıyorum. Bir süre kullanmamaya karar verdim; ciğer dalak bırakmadı. Bundan sonra cenazesine bile gitmem diyeceğim de, gideceğimi adım gibi biliyorum. İstanbul’dan değil ama her hayat yıkıp kuruşumda yine senden ayrılmaktan bıktım..
Bu anlatacaklarımdan aşka meşke bir köprü kurmaya çalıştığımı düşünmeni istemem, sadece biraz konuşmak istedim Osman. İnsan her şeye alışıyor. Bu iyi mi, kötü mü halen bilmiyorum ama işe yaradığı kesin. Seni görmeden yaşayamayacağımı sandığım, kalbimin ağrısından uyuyamadığım günler çoktan geride kaldı. Ama yinede, nadiren de olsa, ilginç şeyler oluyor ve eski alışkanlıklarla ilk iş telefona sarılıp sana anlatma ihtiyacı duyuyorum.
Ayrılığın en kötü tarafı şahidini kaybetmek sanırım. Birileri bilmeyince, bazı şeyler hiç yaşanmamış gibi oluyor çünkü.
Zamanla geçsin diye beklediğim bu ağrı , zamanında geçip gitmesine çare olmuyor. Geçen zaman ömrü eksiltiyor, yaşım aldı başını gidiyor. Başlarım böyle aşkın ıstırabına Osman, ben artık istemiyorum.