Yakınımızdakini anlamak için önce uzaklara gitmek gerekir. Yağmur toprağa dönerken havadan birşeyler getirir. Olağanın dışındaki büyülü alem benim ve Kâinat'taki bütün varlıkların daima yanındadır, ama bazen bunu unuturuz ve hatırlamamız gerekir, koca bir kıtayı bir uçtan bir uca kat etmek pahasına olsa bile. Hazinelerle döneriz geriye. Günün birinde bu hazinelerin üstü örtülebilir, yeniden ve bir kez daha peşlerine düşmemiz gerekebilir. Hayati güzelleştiren de budur: hazinelere ve mucizelere inanmak.
Rüyadan hemen önceki anlar ölümün bir sureti gibidir. Üzerimize bir uyuşukluk çöker ve 'BEN'in ne zaman başka bir surette mevcudiyet kazandığını anlamak imkansız hale gelir. Rüyalarımız, bizim ikinci hayatımızdır. Gizle görülmeyen dünyaya bizi götüren kapılardan geçerken ister istemez için ürperiyor.
Ben bir yabancı değilim, çünkü evime sağ sağlim dönmek için durmadan dua etmedim, evimi, masamı, yatağımı hayal ederek vaktimi israf etmedim. Ben bir yabancı değilim, çünkü hepimiz aynı yolun yolcusuyuz, kafamızdaki sorular, yoğunluğumuz, korkularımız, bencilliğimiz, cömertliğimiz hep aynı. Ben bir yabancı değilim, çünkü ihtiyacım olduğunda verileni almasını bildim. Çaldığım kapılar açıldı. Aramasını bilince kafamdan geçeni buldum.
Çağlayanlarda başka hızlarda koşacağını anlamış, çukurlarda dinlenmeyi öğrenmiş bir nehir gibi seviyorum seni. Seni seviyorum, çünkü hepimiz aynı yerde, bizi hala suyuyla besleyen aynı kaynaktan doğduk. O yüzden zayıf düştüğümüzde tek ilacımız biraz beklemektir. Elbet bahar gelir, kış karları eriyip bize taptaze bir enerji verir.
Seni seviyorum. Seni seviyorum cü ku dünyadaki bütün aşklar aynı göle akan farklı ırmaklar gibidir. O gölde kavuştuktan sonda hepsi tek bir aşk olur, yağmur bereketiyle toprağa yağar.