Hissikâblelvûkû

Hissikâblelvûkû
@mehmetferit
Tecrübe, bedeli ödenmiş bilgidir.
Arayış - 5
Gece derindi. Pencerenin önünde ay ışığı vardı. Tam o sırada gözüm eski bir testiye ilişti. Kenarında ince bir çatlak vardı. Yıllardır oradaydı. Ama o gece ilk defa dikkatle baktım. Ay ışığı o çatlağın içinden geçiyor, testinin karanlık tarafında ince bir çizgi bırakıyordu. Bir süre baktım. Sonra içimden tuhaf bir düşünce geçti: "Eğer o çatlak olmasaydı, ışık da içeri giremeyecekti." O an bir şey değişti. Kırıklığıma başka türlü bakmaya başladım. Belki de beni inciten şey; kırılmış olmam değildi, kırılmış olmayı bir kusur sanmamdı. Çünkü o kırık yerlerden yalnızca acı geçmemişti. Merhamet de geçmişti. Başkalarının sessiz yaralarını anlayabilmek... Birinin gözlerindeki hüznü fark edebilmek... Kimseye görünmeyen yükleri sezebilmek... Bunlar da hep o çatlaklardan içeri girmişti. Bir insan düşün: Hiç kaybetmemiş, Hiç beklememiş, Hiç özlememiş, Hiç yarım kalmamış...
İnsan ve Duygular
Reklam
"Bir gün içimdeki fırtına dindi. Deniz sakinleştiği için değil, ben dalgalarla kavga etmeyi bıraktığım için."
Duygu ve Düşünce
Arayış - 4
Adam yavaşça yürüdü. Ne acele etti. Ne de durmak istedi. Sadece yürüdü. Ve yürürken anladı ki, yıllar önce başladığı bu yolculuk aslında onu bir yere götürmüyordu, onu yavaş yavaş sadeleştiriyordu. Çünkü yıllar ona şunu öğretmişti: Bazı yolların güzelliği, sonlarında değil; üzerlerinde yürünürken anlaşılır. O akşam nehrin kıyısında oturdu. Su, gökyüzünün son renklerini taşıyarak akıyordu. Kızıl bulutlar suyun yüzeyinde kırılıyor, sonra yeniden birleşiyordu. Adam uzun süre onları izledi. Ve birden fark etti: Hayat boyunca hep kalıcı şeyler aramıştı. Değişmeyecek insanlar... Bitmeyecek mutluluklar... Kaybolmayacak güzellikler... Oysa dünya ona başka bir şey öğretiyordu. Güzellik, bazen kalıcı olduğu için değil; geçici olduğu için kıymetliydi. Bir gün batımı... Bir bahar sabahı... Bir dostla yapılan kısa bir sohbet...
İnsan ve Duygular
Arayış - 3
Adam yıllar boyunca hayatı bir sınav kâğıdı gibi görmüştü. Doğru cevapları bulması gereken bir sınav... Hata yapmaması gereken bir yol... Kaybetmemesi gereken fırsatlar... Oysa şimdi başka bir şey görüyordu. Hayat, kusursuz olmak için verilmemişti. Bir gün, eski bir köprünün üzerinden geçerken aşağıdaki suya baktı. Su, taşlara çarpa çarpa ilerliyordu. Taşları kırmaya çalışmıyordu. Onlarla kavga etmiyordu. Yolunu buluyordu. Adam uzun süre suyu izledi. Ve kendi kendine şöyle dedi: "Ne kadar çok şeyi zorlamışım. Ne kadar çok şeyi kendi istediğim şekle sokmaya çalışmışım! Oysa bazı şeyler zorlayınca değil, bıraktığında yerine oturuyormuş." Bu düşünce onu derinden etkiledi. Çünkü insan bazen kaderiyle mücadele ettiğini sanırken, aslında kendi beklentileriyle mücadele ediyordur. Ve beklentiler azaldığında, şükür çoğalmaya başlar. Köprünün ortasında durdu. Başını kaldırdı. Bulutlar yavaşça hareket ediyordu. Hiçbiri acele etmiyordu. Hiçbiri nereye ulaşacağını dert etmiyor gibiydi. Sadece kendilerine verilen rüzgârla yol alıyorlardı. Adam gülümsedi.
İnsan ve Duygular
Arayış - 2
Adam yürüdü. Fakat artık yürümek onun için bir yer değiştirmek değildi. Her adım biraz daha fark etmekti. Bir kuşun kanadındaki düzeni... Bir yaşlının yüzündeki yılları... Bir çocuğun gözlerindeki saf sevinci... Ve kendi kalbindeki ince değişimleri... Eskiden büyük hakikâtler arardı. Şimdi ise küçük şeylerin içindeki büyük sırları görmeye başlamıştı. Yol kenarında açmış yabani çiçeklerin önünde durdu. Kimse onları sulamıyordu. Kimse onları alkışlamıyordu. Kimse onların adını bile bilmiyordu. Ama onlar yine de açıyordu. Sessizce... Gösterişsizce... Kendilerine verilen vazifeyi yerine getirerek... Adam uzun süre onları seyretti. Sonra içinden şu düşünce geçti: "Belki de güzelliğin en saf hâli, görülme ihtiyacı duymayan güzelliktir." Bu düşünce kalbine dokundu. Çünkü insan da çoğu zaman takdir edilmek isterdi. Anlaşılmak... Görülmek... Hatırlanmak...
İnsan ve Duygular
Reklam