anmak bir acıyı hep yeniden sormaksa,
bir kırgınlık yanığında öyküleşmektir.
dinmez burukluğunda bir ağrıyı susmaksa,
sürekli yaralanmak, ölümle eşitleşmektir.
mutluluğun gözü kördür,
yalnızlık sağır.
ondandır biri tökezleyerek yürür,
öbürü uykusunda bile bağırır.
mutluluk yalnız kendisini görür;
unutur bu yüzden ilkin kendisini.
yalnızlık kendi tutukluğunda özgür,
boyuna bekler dönsün diye sesini.
mutluluk alışır kendisine, ölümden beter,
borçsuzluğuyla övünür, ama kedisi doğurmaz.
yalnızlığın gidecek bir yeri yoktur;
boyuna kapısına döner, açan olmaz.
mutluluğun mezarları, yalnızlığın heykeli var..
her ikisinin de saksılarında çiçek.
biri hep başka bir renkle solar,
öbürüyse ha açtı, ha açmayacak.
önce bir şeyler yitiriyorum, somut şeyler,
çakmak, tarak, kalem, çanta, saat, para gibi
önemsiz şeyler.
alışkanlığım tükenmiyor
biriktirmeyi sürdürüyorum gene,
usanmıyorum.
biçimler, renkler, şişeler eskiler.
unuttuklarımı saymıyorum çünkü unutmuyorum.
azala azala yitmekten
bir de bütünlenmekten ötede
hüzünlü bir gecikme için dalıyorum
yalnız başıma
özel yoluma sapıyorum..
seziyorum,
birileri özenle bana bakıyor.