melisa

melisa
Oldukça cahilimdir ama epey okurum.
Mütemadiyen Öğrenci
Lisans
DE
İstanbul
276 okur puanı
Kasım 2020 tarihinde katıldı
"Tam on sekiz yıl" diye düşündü adam içinden. Bugün itibarıyla on sekiz yılı doldurmuştu. Her ne kadar bilim insanları aşkın ömrüyle ilgili çeşitli fikirler öne sürse de bu kesinlikle adamın aşkı için gecerli değildi. Zira üzerinden on sekiz yıl geçmesine rağmen, yani bir bakıma aşkı reşit olmasına rağmen hâlâ ilk gün hissettiklerini hissediyordu. Birazdan kendisi için çok önemli bir toplantıya girecekti. Günlerdir doğru düzgün uyumamıştı. Yediklerinden tat alamamıştı. Zira bu toplantı uzun zamandır beklediği kritik bir toplantıydı. Ama şu an toplantıyı ve tüm sorumluluklarını bir anda unutuvermişti. Bugün aşkının yıl dönümüydü, onu ilk kez gördüğü günün. O anı ne zaman hatırlasa, adamın başı dönecek gibi oluyordu. Bir insanın fizyolojisini bu hale sokacak nasıl bir güçtü ki bu, on sekiz yıl geçmesine rağmen kendisinden zerre bir şey kaybetmemişti. Gözü saate kaydı adamın, sadece yirmi dakika vardı toplantırun başlamasına. Ama en ufak bir heyecan hissetmiyordu. Beyninin heyecanla ilgili tüm bölgelerinde, on sekiz yıllık bir aşkın sarhoşluğu söz konusuydu. Bu heyecansızlığı başka türlü açıklayamazdı çünkü. "Reşit olmuş bir aşk" diye düşündü. Konuşulamamış ama sonuna kadar yaşanmış bir aşk. Adam çok iyi biliyordu. Kafasının içinde 86 milyar nörondan oluşan bir beyin bulunmaktaydı. Bu nöronların her biri diğer binlerce nöronla, sinaps adı verilen bağlantılar kurmaktaydı. Zaten beyni bu kadar mükemmel bir organ haline getiren de sinapsların sayılamayacak kadar yüksek bağlantı sayısıydı. Ama ne zaman kızı görse ya da onu hatırlatan bir şeye rastlasa, sanki beynin deki 86 milyar nöron tek bir yerde sinaps yapmış gibi hissediyordu. Adam bir türlü anlamıyordu. Beyin üzerine onlarca kitap ve araştırma okumuştu. Bu konuda kendisini önemli bir şekilde geliştirmişti. Ama bir türlü
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
"Montaigne'in çok sevdiğim bir sözü vardır" demişti kız. "Ezberlemek ihanettir diye. İşte bu yüzden tıp fakültesini bıraktım. Beynime ihanet etmemek için."
Geçenlerde hiç bilmediğim bir dilde, bir kadının ağıt gibi bir şarkısını dinledim. Kelimeler hakkında en ufak bir fikrim bile yoktu ama bana ne anlatmak istediğini anlamıştım. Çünkü kadının yaşadığı acı, şarkıyı dinlerken benim gözlerimden yaş olarak akabilmişti.
"Her şey, müzik ve beynimiz de buna uygun bir şekilde oluşmuştur. Müziğin beynimiz üzerindeki gücünü asla hafife alma. Mesela geçenlerde internette eski bir şarkıyı ararken o dönemin bir reklam melodisine rastladım. Bir şampuan reklamı. O müziği duymayalı neredeyse otuz yıl olmuştu ve ben melodiyi duyar duymaz sözler ağzımdan otomatik olarak döküldü. Daha iki gün önce okuduğum bir haberin detaylarını unutmuşken otuz yıl öncesinden gelen bu şarkıyı sanki dün dinlemişçesine içimden tekrarlayarak söylüyordum. Üstelik sadece şarkının sözlerini hatırlamadım. Aynı zamanda şampuanın kokusu da burnuma geldi biliyor musun? İnanılmazdı. Beynimdeki hücrelerin bir kısmı sanki zamanında bu şampuanın kokusunu depolamıştı ve şimdi hatırlayınca tek tek patlıyorlardı. Saniyesinde geçmişe gittim. Şaka gibi, sadece iki saniye dinlediğim bir melodi beni anında geçmişte yaşadığım ve çoktan unuttugumu düşündüğüm bir sürü olaya götürdü. İşte bu nedenle müzik kesinlikle tanrısal bir dil Tesla. Tüm insanları etkileyen ortak bir iletişin aracı. En ilkelinden, en okumuş havalı adamına kadar."
"İnsan var oldukça yeryüzündeki en son canlı hücre yok olana kadar müzik varlığını sürdürmek zorunda.."