" Onun yüzünden diye bir şey gerçekte yoktur. Onun yüzünden demek, gerçekte o kimse kendini yok etmek için o kişiyi kullanma gayretindir. Kendine olan nefretinin sonucunu, kendini sabote edişini ve yok sayışını bir kez daha zafer çığlıkları atarak ortaya koyma çabandır. Onun yüzünden değil... Her zaman senin kendini bu kendilik nefretinden kurban etmen yüzünden... "
"Bak, burada bir seçim var, hatırla. İnsan seçebilen bir varlıktır, öyle değil mi? Kendini öldürme seçimi dahil her sey mümkün insana. Ne mecburiyeti? Her an seçim hakkın var. Amaaaa, işime gelmiyor desene sen şuna! Şikayet edip mızmızlanmak; kendine acımak yerine harekete geçip oluşacak sarsıntıları göğüslemek; almam gereken sorumluluklarla baş edebilmek; yalanla onu, bunu, şunu ama en çok da kendimi kandırarak elde edeceğim sözde faydaları bırakmak zor geliyor bana desene! Bir dürüst olsana kendine! Bunlar yemiyor da, bende pek çokları gibi bu 'mecburen' palavrasına yapışıyorum desene! En azından bununla yüzleşerek dürüst olsana! Mecburiyetmiş!"
Hiç korkmamış olsaydım keşke.
Hiçbir korkuyu tatmamış olsaydı bilincim ve bedenim.
Korunmaya ve savunmaya gerek duymasaydım.
Korkuyu bilmeyen canımın istediği gibi davranıp, korkuyu bilmeyen canımın istediği gibi konuşsaydım.
Gerçekten nefes alabilseydim her an.
Gerçekten yaşayabilseydim.
Ben olsaydım sadece, en doğal halimle. Gerçekte yaşayabilseydim keşke. Öyle uyansaydım her sabah; öyle tat alsaydım öyle dokunsaydım, öyle koklasaydım tüm kokuları, öyle duysaydım sesleri... Öylece, kendime özgülüğümle, özgürlüğümle olsaydım bu dünyada, bu rüyada.
Kendine özgü özgün ve özgür.
Var olsaydım.
Olabilir miyim?
Keşke...