James Jones bir anti-militarizm üçlemesi yaratmış. The Thin Red Line/İnce Kırmızı Hat da bu üçlemenin ikinci bölümü ve romanını olmasa da filmini görebilmiştik. James Jones, konu savaş olunca güzellik yarışması adayı kesilen "edebiyatçılar" gibi savaş kötüdür mesajı vermiyor. Ne savaşı kardeşim diyor, asıl kötü olan bir grup erkeğin bir araya geldiği ve içeriye dişi sineğin dahi giremediği o maskülen ortam. Ki savaş da bu ortamın sonucu sadece. Avrupa'da kan gövdeyi götürürken Hawaii'de pinekleyen Amerikan askerlerinin kışla içerisinde birbirlerine ettiklerini anlatıyor Jones. Erkek olma mefhumuna doğrudan saldırıyor. İçeride disiplin adı altında birbirini ezenler, devletin verdiği maaşı anında kumarda kaybedenler, özgür iradesiyle karakter ortaya koyan askeri sindirmeye çalışan üstler, ego savaşları kışlanın geneline hakim olan gürültülü unsurlar. James Jones'a bu da yetmiyor ve aynı bir grup erkeği bu kez bir askeri hapishaneye topluyor.