Merhaba, kitabı bitirir bitirmez daha ağlamam yeni durmuşken yazıyorum bu incelemeyi. Çünkü söylenecek çok şeyim var ve içimde tutabileceğimi sanmıyorum. İlk kitap için inceleme yazmamıştım, sadece kısaca beğendiğimi söylemiştim. Ama bu kitap beklentimi aştığı için ve 1. Kitapla da karşılaştırabileceğim için bir incelemeyi hak etti diye düşünüyorum.
Demin de söylediğim gibi ilk kitabı beğenmiştim, sürükleyiciydi. Sadece ters köşe amacı varsa benim ters köşeyi yemediğimi söylemiştim. Ama bu kitapta bu da farklı oldu.
Kitap en az ilki kadar sürükleyici ve güzeldi. Aynı zamanda bu sefer gerçekten ters köşe yediğim oldu. Belki yine birinin kim olduğunu tahmin ettim ama o kişinin hikayesi hiç beklemediğim yerlere ve beklemediğim başka isimlere bağlandı. O yüzden bu kitabın sonundan hem bu açıdan hem de duygusallık açısından daha da etkilendim. Duygusallık kısmına karakterlerden detaylı bahsederken giricem.
Karakterler hakkında önce ilk kitaptan beri hoşuma giden şeylerden bahsedeyim. Ana konumuz bir gizem, kayıp bir kişi veya birinin ölüm nedeni de olsa bir yandan kitap ana karakterlerini çok iyi sevdiriyor. Araştırmanın ortasındaki küçük detaylarla bile hem karakterleri hem de aralarındaki ilişkiyi anlayabiliyorsunuz ve kısa süre içinde çok da sevmeye başlıyorsunuz.
Gelelim ana karakter olan Pip’e. Pip’in bu kitaptaki duyguları bana başından sonuna o kadar geçti ki anlatamam. Pip başından beri araştırma işini seviyor, bu sanki onu o yapan şey ama bu kitabın sonuna kadar bunu kabullenemediğini gördük. Çünkü bir yandan ortada ölü veya kayıp birileri var, bu süreç onun kendini kaybetmesine veya çevresindekilerin zarar görmesine yol açıyor. Bu yüzden vicdan azabı çekiyor, kitabın başında böyle şeylerden artık uzak duracağına emin. Ama onu uzaklaştırmak isteyen vicdanı,