O kutlu Nebi'nin (sav) gelişinden sonra binlerce pazartesi erir zaman tavında. Muştulu pazartesilerin yerini sendromlu pazartesiler alır. Nefisler azgınlaşır yeniden.
İki sevgili... Biri yoktan var ediyor sevgilisini. Diğeri bu lütfu karşılıksız bırakmayarak O'nun uğruna varlığını yok ediyor. Vareden sevgili kendi nurunu giydiriyor sevgilisinin suretine. Bilinmeyi murat ediyor; ama tek başına değil, sevgilisiyle beraber bilinmeyi murat ediyor.
Yağmur "çağın kundakları"yla tutuşan bir yangın sonrası, insanın "içinin göklerinden" gözyaşı olur yağar kalbe. Taşlaşmış kalpler yumuşar. Geçmiş, gelecek ve an aydınlanır gözyaşlarıyla arınan ruhta. Umutlar devşirilir. Sonuçta bir damla murdar "su"dur insanın özü. Panzehiri ise o sevgilinin ellerindedir. Ancak ne zaman sevgilinin nuru serpilirse bir damla murdar sudan yaratılan bedene, aşk işte o zaman zuhur eder. Aşk ateşiyle buharlaşır içine pislik karışmış su. Bu buhar, Allah'ın göklerinde temizlenerek tekrar insanın içindeki göğe yağar. Ve bu döngüyü kuran ise yalnız ve yalnız Efendimiz'dir (sav).