2020 yılının Eylül ayındayız. Sabah bir intihar haberiyle gözlerimi açtım. 15 yaşındaki bir kız, babasının psikolojik şiddetine dayanamayıp intihar ediyor. Ve kız sevdiği bir grubun tweetlerinin altına belirli aralıklarla intihar etme isteğinden “babası yapamayacağını söylediği için” “korkak olduğunu söylediği için” bunu yapmak istiyor. Hatta ve hatta babasının intihar edersin belki diyerek aldığı halatın fotoğrafları dahi sosyal medya hesabında mevcut. Ne yazık ki bugün gece 2 sularında astsubay olan babasının beylik tabancasıyla intihar ediyor. Kız öldü. Bu sefer mini etekliymiş demediler. K-pop dinliyormuş bilmem ne ergeni dediler. O saatte ne işi varmış orada demediler. Şımarık velet dediler. Bunları ölmüş artık nefes almayan bir insana söylediler. Kaldı ki kız her intihardan bahsettiğinde de yaşıyorken “yapacaksan yap” dediler. Bunları aşamamışken daha bunları sindirememişken babası denilen ama babadan başka her şey olan o insanın gözaltına alındığını 1.5 saat içinde de serbest bırakıldığını öğrendik. Ölen insanlığımıza mı üzüleyim? Vicdan, şefkat, merhamet duygularından yoksun oluşumuza mı? Cinayete intihar denmesine ve sorumlusunun serbest bırakılmasına mı? Bu olayların her geçen gün artıp artık alışmış olmamıza mı? Güven denilen duyguyu yitirmemize mi , bilmiyorum. Ama bildiğim tek bir şey var.
“Ben bu çağdan nefret ettim. Etimle, kemiğimle nefret ettim.”
Anlam dünyası bizi ölümsüz kılıyor. Bu gerçek anlamda bir ölümsüzlük veya sembolik bir ölümsüzlük olabilir. Bu bakış açısına göre sevap işlemeye çalışan dindar da büyük bir eser ortaya koymaya çalışan ressam da bir icat yapmaya çalışan bilim insanı da aslında bir iz bırakmak ve öyle ya da böyle ölümsüzleşmek için bunları yapmaktadır.
İnsanların en büyük korkusu ölüm korkusudur ve insanlığın bugüne kadar oluşturmuş olduğu şeylerin tümü bu ölüm korkusu ile baş etme çabasıdır. Siyasal liderlere itaat etmek ya da bilimsel, sanatsal, ideolojik her türlü etkinlik insanların bu en derin korkusunu bastırarak baş edebilmelerine yaramaktadır.
Sistemi meşru görmeye meyilliyiz, çünkü olası tehlikelerden çekiniyoruz. Korku duygusu, sistemi meşrulaştırmamıza sebep olan tüm psikolojik ihtiyaçları tetikleyen bir faktördür.