Sahabe efendilerimizden Rabia bin Ka'b el-Eslemi radıyallahu anh; Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin evinin yakınında kalan, onun abdest suyunu hazırlayıp bir ihtiyacı var mı diye kontrol eden, kendini peygamberine hizmete adamış bir kimseydi. Yine hizmetini gördüğü bir gün Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Rabia bin Ka'b'a:
"Dile benden ne dilersen" diye buyurdu.
Ne dilerdi Rabia, ne istemeliydi peygamberinden? Peygamberi ne için aracılık ederdi ona? Dünyada bir makam için, çok evladı olması için, dertsiz tasasız yaşaması için dua, cennete girmek için şefaat... Ya da bunların tümünü birden de isteyebilirdi. Rabia, Rabbinin 'yarışın' sözüne kulak vermiş, uğruna yarıştığı şeyi imkânsız görmeden peygamberinden cennette kendisiyle beraber olmayı istemişti. Peygamber olmadığı halde sadece peygamberlerin bulunduğu birinci kat cennette Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemle beraber olmak... Çok büyük istedi Rabia. Istediği şeyin ne kadar büyük olduğunu söyledikten sonra Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ona,
"Öyleyse çok namaz kılıp secde ederek (istediğin şeye seni ulaştırmamda) bana yardımcı ol" Ahmed, 59, Müslim 189, 1320) buyurdu.
O hâlde mü'minin hedefi, cennetin tam ortası olan Firdevs ve Allah'ın mağfireti, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemle cennette beraberlik. Bu hedef doğrultusunda yapılması gereken ise yarışmaktır.
Arş-ı Ala'ya ulaşan duanın sahibi olmak isteyen, iradesini cennet nimetlerini görür gibi eğiten, muhabbetini Rabbine ibadet doğrultusunda yönlendiren, Tuba ağacının altında gölgelenmeyi hayal eden, kulaklarını meleklerin "İşte bu sana vaad edilen gündür!" (Enbiya Suresi, 103) sözüne hazırlayan mü'min; imanıyla kişilik kazanmış seviyeli mü'mindir